Okunuyor:
Akıl Sağlığı Alanının Kanayan Yarası; Damgalama! Nedir, Ne Değildir? ve Nasıl İyileştirilir?
Paylaş:
Image

Akıl Sağlığı Alanının Kanayan Yarası; Damgalama! Nedir, Ne Değildir? ve Nasıl İyileştirilir?

Avatar
Yazar: Ersin Özcan
2 ay önce

Bu yazıda, kavramsal olarak damgalama, damgalama ve ruh sağlığı arasındaki ilişki ve içselleştirilmiş damgalanma incelenmiş, adım adım damgalamanın nasıl gerçekleştiği tanımlanmış ve damgalama ile mücadelede çözüm önerileri tartışılmıştır. Mecazen, akıl sağlığı alanının bu yarasına “bilinçlenme” merhemi sürülmeye çalışılmış ve toplumun, damgalama konusunda bilinçlenmesi için, bu alanda yapılan çalışmaların kıyısına küçük bir tuğla konulmuştur.

Damgalama, diğer birçok alanda olduğu gibi akıl sağlığı alanında da anlaşılmayı bekleyen önemli konulardan bir tanesidir. Damgalamanın tarihi çok eskilere dayanmasına rağmen; damga kelimesi, ilk kez Eski Yunanca’da delik, delmek, yara ve iz anlamlarında kullanılmıştır (Özmen ve Erdem, 2018). Buradan hareketle damga kelimesinin Eski Yunanca’daki anlamlarından bir tanesi olan “yara” kelimesine atfen, damgalamayı akıl sağlığı alanının kanayan yarası olarak adlandırmakta beis görmüyorum. Ancak bu yara iyileştirilmeyi beklemektedir. Bu konu, akıl sağlığı alanında toplumun büyük bir bölümünü köşeye sıkıştıran, açmazlara yol açan, psikolojik ve psikiyatrik tedavilere çıkış yollarını tıkayan, zaman zaman iyileşmeye ket vuran, ötekileştiren ve toplumda ve insanda derin yaralar açan oldukça önemli bir konu. Bu nedenle üzerinde konuşulması, tartışılması, bilinçlenilmesi ve toplumun bilinçlendirilmesi gereken çağımızda göz ardı edilemeyecek meselelerden bir tanesidir.

 Damgalama (Etiketleme, Stigmatizasyon)

Damgalama, bir bireyin diğerlerinden ayrılacak şekilde gözden düşürülmesi ve sınıfsal olarak diğer insanlardan aşağıda olduğu inancının benimsenmesi ve genel anlamda kötülenmesidir (Corrigan, Edwards, Green, Diwan ve Penn, 2001). Bir kişi, normalde bir grup ya da topluluk içerisinde bütünün bir parçası olarak kabul görürken, damgalandığında birdenbire lekeli ve dikkate alınmayacak kadar değeri düşmüş bir konuma indirilir (Özmen ve Erdem, 2018). Soygür ve Özalp’e göre (2005) damgama, bireylerin genel özellik ve davranışlarının, içinde yaşadıkları toplumda “normal” addedilen değer ve ölçülerin dışında sayılması nedeni ile diğerleri tarafından bireyin saygınlığını azaltıcı bir atıfta bulunulmasıdır. Damgalamaya maruz kalan bireye gerçek dışı, adını kötüye çıkaran ve utanç verici bir özellik yüklenmektedir (Soygür ve Özalp, 2005). Damgalama alanında önemli çalışmaları bulunan Erwing Goffman damgalamayı, “itibarı derinden sarsan bir özellik” olarak tanımlamıştır (Erwing, 1986; akt. Schulze ve Angermeyer, 2003). Bireyin damgalama sonucunda, normal olanlardan ayrılması ve ötekileştirilmesi; çevresindekilerden “onur kırıcı” farklı bir tutum görmesine ve “insandışılaştırılmasına” sebep olabilir (Özmen ve Erdem, 2018).  

Akıl Sağlığı ve Damgalama

Bu yazının temelini oluşturan asıl konu, psikolojik rahatsızlıkları bulunan bireylerin maruz kaldıkları damgalamadır. Psikolojik bir bozukluğa sahip bireyler ne yazık ki damgalamaya en çok maruz kalan grubu oluşturur. Psikolojik bozukluğa sahip bireylerin damgalamaya maruz kalmaları küresel düzeyde bir sorunu teşkil eder (Karagöl, Çalışkan ve Beyazyüz, 2013). Damgalama, psikolojik hastalıklar hakkında yanlış inançlar, kalıp yargılar ve korku oluşturarak, hastalığın özde nasıl bir şey olduğunun anlaşılmasını güçleştiren bir durumdur (Doğanavşargil Baysal, 2013). Psikolojik hastalıklara yönelik damgalayıcı tutumlar, bu hastalığa sahip bireylerin tehlikeli olduğu ve iyileştirilemeyeceği veya topluma katkıda bulunmayacağına dair inançları içerir (West, Yanos, Smith, Roe ve Lysaker, 2011). Toplumun psikolojik hastalıklara yönelik damgalaması, hastaların ve aile üyelerinin tedaviye yönelmesine ket vurmakta ve süreci olumsuz yönde etkilemektedir (Bilge ve Çam, 2010). Bir Üniversite Hastanesi’nin psikiyatri polikliniğine ilk kez başvuran hastalar incelendiğinde, başvuran bireylerde damgalamanın yaygın olduğu ve bu durumun tedavinin önündeki en büyük engeli oluşturduğu görülmüştür (Arslantaş, Gültekin, Söylemez ve Dereboy, 2010).

Ülkemizde psikolojik bozukluğu olan bireylere karşı kullanılan atasözleri incelendiğinde, söz konusu bireylere karşı toplumsal inanç ve tutumlar somut bir şekilde görülmektedir. Örnek vermek gerekirse birkaç tanesi şunlardır: “Deliden dost olmaz., Deliden, deli doğar., Delinin ipiyle kuyuya inilmez., Delinin sözü kaleme alınmaz., Deli utanmaz sahibi utanır., Deliyle bal yiyeceğime, akıllıyla taş çekerim., Evinde ölüsü olan bir defa, delisi olan her vakit ağlarmış., Ölü ile delinin hatırı sayılmaz., İte selam, deliye kelam olmaz. …” (Bostancı, 2005). Ne yazık ki her biri diğerinden daha çarpıcı ve yaralayıcı olan örneklerin sayısını artırmak mümkün.

Psikolojik bozukluklara yönelik damgalamayı konu edinen yayınlar incelendiğinde şizofreni ve bipolar bozukluk gibi tanılara sahip bireylerin damgalamaya daha çok maruz kaldıkları ancak özellikle şizofreninin öne çıktığı görülmektedir (Bilge ve Çam, 2010; Çam ve Bilge, 2013). Bugüne kadar yapılmış birçok bilimsel araştırmada, toplumda şizofreninin olumsuz olarak algılandığı açıkça görülmektedir. Bunun sebebi, toplumun gözünde şizofreni hastalarının saldırgan ve tehlikeli algılanmasıdır. Türkiye’de yapılan epidemiyolojik bir araştırmada, halkın %76.5’i şizofreniyi bir psikolojik hastalık olarak tanımlarken, örneklemin dörtte biri şizofreninin tehlikeli olduğunu ve toplum içinde serbest bırakılmamaları gerektiğini bildirmiştir. Katılımcıların %46.8’i şizofreni hastalarıyla birlikte çalışmayacağını, %69.9’u şizofreni hastasıyla evlenmeyeceğini, %33.22’si şizofren komşusunun olmasından rahatsız olacağını, %43’ü ev sahibi olsa, bir şizofreni hastasına evini kiraya vermeyeceğini, %25.7’si şizofreni hastalarının toplum içinde serbestçe dolaşmamaları gerektiğini bildirmiştir. Bununla birlikte, eğitim ve sosyodemografik düzeye göre bu hastalığa yaklaşımın farklılaştığı ve bu düzeyler düştükçe bu hastalara yaklaşımın daha olumsuza meylettiği bilinmektedir (Doğanavşargil ve Baysal, 2013). Sağlık çalışanlarının şizofreni hastalarına yönelik tutumlarını değerlendiren çalışmalar incelendiğinde ise ne yazık ki sağlık çalışanlarının tutumlarının da genel halka benzer olduğu görülmektedir (Bilge ve Çam, 2010).

Psikolojik bozukluğa sahip olan bireyler, korku ve cehaletten kaynaklanan damgalamayla başbaşa kalmaktadır. Günümüzde bile psikolojik bozukluğu olan bir birey, fiziksel hastalığı olanlardan daha fazla damgalamaya maruz kalmaktadır. Bu nedenle, psikolojik sorunlar ve damgalama nedeniyle acı çeken insanlar, üstesinden gelinmesi gereken pek çok engele sahiptir (Bostancı, 2005).

Damgalamanın Psikojenik kaynağı, insanlar genellikle diğerlerinin kötü olmasını istemezler ancak zaman zaman diğerlerinin kötü durumlarını, kendilerini daha iyi hissetmek için kullanabilirler. Peki kimler diğerinin kötü durumunu kendini iyi hissetmek için kullanır? Bu sorunun yanıtı, tehditlere, başarısızlıklara veya çatışmalara maruz kalan, kendilerine güvenleri az olan insanlardır. Bu tür insanlar, başka kişileri daha küçük görme ve değerini düşürme eğiliminde olurlar. Bu durum, kendine güvensizliklerini gizlemek için geliştirilen bir savunma mekanizmasıdır. Bu tür insanlara karşılık, daha zeki ve kendine güvenleri olan kişilerin hastalara daha pozitif yaklaştıkları belirlenmiştir (Kocabaşoğlu ve Aliustaoğlu, 2003).

Adım Adım Damgalama Nasıl Gerçekleşiyor ?

Damgalamayı oluşturan beş temel bileşen vardır (Karagöl ve diğerleri, 2013). Bunlar, etiketleme, stereotipler, bilişsel ayırma ya da ön yargılar, duygusal (emosyonel) reaksiyonlar ve ayrımcılıktır. Damgalama eğer gözle görülür bir düzlem üzerinde gerçekleşseydi, ilk adımı etiketleme, son adımı ise davranışsal olarak ayrımcılık olurdu (Bilge ve Çam, 2010).

Aşağıda damgalamanın adım adım nasıl gerçekleştiği incelenmiştir.

Birinci Adım, Etiketleme: Bu adımda birey psikolojik bozukluk tanısı almasıyla etiketlenir (Bilge ve Çam, 2010). Damganın kaynağı olması için gereken bir özelliktir (Karagöl ve diğerleri, 2013).

İkinci Adım, Stereotipler: Stereotip, bir kez oluştuktan sonra bir daha değişmeyen anlamına gelir. Stereotip, toplumun önceden geliştirdikleriyle ilintilidir ve kalıplaşmış yargılar anlamına gelmektedir. Örnek olarak; “tehlikeli ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan kişiler” stereotipi, bu olguyu anlaşılır kılacaktır (Bilge ve Çam, 2010).

Üçüncü Adım, Bilişsel ayırma ya da önyargılar: Var olan yargılar üzerine şimdiki durumun değerlendirilmeden, bir ön yargı oluşturulması ve ötekiler kategorisine sokulması (Bilge ve Çam, 2010), ve dolayısıyla davranışsal olarak ayrımcılığa yol açmasıdır (Karagöl ve diğerleri, 2013).

Dördüncü Adım, Duygusal (Emosyonel) reaksiyonlar: Toplumun negatif kalıp yargılarını (stereotipleri) bilmeyi ve onları paylaşıyor olmayı gerektirir (Karagöl ve diğerleri, 2013). Hastalara karşı oluşan, korku ve öfke duygularını kapsar (Bilge ve Çam, 2010).

Beşinci Adım, Ayrımcılık: Tüm bu basamaklar gerçekleştikten sonra bireye yönelik davranışsal kenara koyuşların olduğu süreçtir (Bilge ve Çam, 2010).

Etiketlemeden ayrımcılığa kadar olan süreçte, yaş cinsiyet ve inançlar gibi sosyodemografik değişkenlerin etkisi büyüktür (Bilge ve Çam, 2010).

İçselleştirilmiş Damgalanma (Kendi Kendini Damgalama, Öz Damgalama)

“İçselleştirilmiş damgalanma, bireyin toplumdaki olumsuz kalıpyargıları kendisi için kabullenmesi ve bunun sonucunda değersizlik, utanç gibi olumsuz duygularla kendisi toplumdan geri çekmesidir” (Corrigan 1998; akt. Ersoy ve Varan, 2007). İçselleştirilmiş damgalanma, içinde bulunduğumuz sosyal çevredeki insanların inandığı tehlikelilik ve yetersizlik gibi damgalayıcı düşüncelerin, psikolojik bozukluğa sahip kişiler tarafından benimsenmesi durumudur (Yakar, 2019). İçselleştirilmiş damgalanmada en önemli kaynak kişinin kendisidir. Şöyle ki damgalanma algısı, kişinin damgalandığını hissetmesiyken, içselleştirilmiş damgalanma kişinin kendi kendini damgalamasıdır. (Doğanavşargil, Baysal, 2013).  Rithser ve Phelan, damgalanan kişilerin damgalamanın zararlı etkilerini; duygu inanç ve algılarla içselleştirdiklerini gözlemlemiştir (Rithser ve Phelan 2004; akt. Baysal, 2013).

Yapılan araştırmalarda, psikolojik bozukluğa sahip bireyler ve ailelerinin çevrelerinden somut olarak bir damgalama, dışlanma ya da ayrımcılığa maruz kalmadıkları halde bu duyguyu yaşadıkları görülmüştür. Bununla birlikte, hasta olan kişide, psikolojik bozukluğu olan kişileri damgalama eğilimi ne kadar yüksekse, kendisi de kendini o derece damgalanmış hissetme eğilimindedir (Taşkın, 2007). West ve arkadaşlarının, ağır psikolojik hastalığa sahip bireylerde içselleştirilmiş damgalamanın yaygınlığını inceledikleri araştırmada, araştırmaya katılan 144 kişinin %36’sında yüksek içselleştirilmiş damgalama saptanmıştır (West ve diğerleri, 2011). Ritsher ve arkadaşları, ayaktan tedavi alan psikiyatri hastalarıyla yaptıkları bir çalışmada, hastaların %73.2’sinde içselleştirilmiş damga saptamışlardır (Ritsher ve ark. 2003; akt. Yakar, 2019).

Toplumdaki damgalanmanın içselleştirilmesi, bireylerin ciddi şekilde örselenmesine yol açmaktadır (Link ve Phelan 2001; akt. Ersoy ve Varan, 2007). Damgalanma algısı, hastalarda kendini toplumdan soyutlamaya, davranışsal kaçınmaya ve yardım almayı reddetmeye sürüklemektedir (Kamışlı, Dil, Destan ve Eni, 2016). Bir anlamıyla, bireyin yaşamını anlamlı kılan; iş yaşamı, sosyal ilişkiler, maneviyat ve iyileşme çabasından bireyi uzaklaştırmaktadır (Doğanavşargil Baysal, 2013). Diğer yandan içselleştirilmiş damgalama, psikolojik hastalığı olan bireylerin toplumda var olan damgalamayla da baş etmelerini güçleştirir (Ersoy ve Varan, 2007). İçselleştirilmiş damgalama, hastalık semptomlarını kötüleştirmekte ve iyileşmeyi güçleştirmekte veya iyileşmeye ket vurmaktadır (Çam ve Çuhadar, 2011). İçselleştirilmiş damgalanmanın sonucu olarak bireyler, yaşam hedeflerinden uzaklaşmaya neden olacak; kaçınganlık, azalmış benlik saygısı ve öz yetkinlik hissederler (Doğanavşargil Baysal, 2013). Bununla birlikte bireyi, tedaviye uyumda zorluk yaşamaya, umudunu kaybetmeye ve sosyal işlevsellikte sorunlar yaşatmaya iten ve bireyin yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilenmesine sebep olan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır (Yakar, 2019).

Damgalama ile Mücadele

Bu kısım, yıllardan beri damgalama konusunda yapılmış neredeyse bütün yayınlarda, çeşitli başlıklar altında, benzer şekillerde ele alınan ancak bir türlü çözüme ulaşılamayan, aslında konunun irdelenmesi ve üstünde çalışılması gereken en önemli kısmıdır. Bu başlık altında, bu güne kadar araştırma sonuçlarıyla elde edilen çözüm reçetelerinin neler olduğu incelenmiş ve neler yapılması gerektiği tartışılmıştır.

Yukarıda damgalama çeşitli yönlerden ele alınmış ve damgalanan birey açısından dezavantajların neler olduğu açık bir şekilde ifade edilmiştir. Damgalama, günümüzde sosyal farklılıkların belirginleşmesi ve kategorilere ayrışmanın artmasıyla birlikte her geçen gün daha fazla artmaktadır. Damgalamanın yönetilmesi, toplumsal her alanda pek çok açıdan önemlidir (Özmen ve Erdem, 2008). Psikolojik rahatsızlığı bulunan veya bu tür bir rahatsızlık geçirmiş olan bireylerin topluma yeniden kazandırılması ve eski işlevselliğine dönebilmesi; toplumun psikolojik ilişkin genel tutumuyla yakından alakalıdır. Bu sebepten damgalama ve ayrımcılığın azaltılması temelde tüm toplumun işidir (Doğanavşargil Baysal, 2013).

Damgalama ile Mücadelede Eğitim ve Bilinçlenmenin Rolü

Damgalama karşıtı çalışmalarda, öncelikli olarak toplumda var olan yanlış inanç ve bilgileri değiştirmeye çalışmak uygun bir yaklaşım olacaktır. Hastalığa ve hastalara yönelik, yanlış tutum ve inanışların ve ön yargıların değişmesi toplumun eğitilmesiyle mümkündür. Bu kapsamda, doğru bilgilendirme hastaların damgalanmasını ve buna bağlı ayrımcılığı hafifletmede en etkili yöntem olarak görülmektedir. Araştırma sonuçlarına göre, bilgilendirmenin olumsuz düşünceleri önemli ölçüde değiştirdiği ve eğitimin damgalamayı azalttığı bilinmektedir. Bu sebeple, damgalama ile mücadelede çeşitli kesimleri hedefleyen ve farklı kurumlarla işbirliğini gerekli kılan eğitim stratejileri planlanmalıdır (Bilge ve Çam, 2010; Saillard Kuş, 2010; Kocabaşoğlu ve Aliustaoğlu, 2013; Avcıl, Bulut ve Sayar, 2016; Oban ve Küçük, 2014). Dünya Psikiyatri Birliği’nin yaptırmış olduğu bir araştırmaya göre; hastalarla temasın kabullenmeyi artırmadığı ancak hastalık hakkında daha fazla bilgi edinmenin kabullenici tutuma katkıda bulunduğu görülmüştür. Buna göre, eğitim programlarının planlanması ve damgalamayla mücadele araştırma programlarının oluşturulması faydalı olabilir (Bilge ve Çam, 2010).

Psikolojik bozukluklar hakkında ileri bilgi ve bilinçlenme, insanları anlamada ve psikolojik bozukluğu olan birisine yönelik nasıl tepki vereceğini bilmede yardımcı olur (Bostancı, 2005). Bu kapsamda Akıl Sağlığı Okuryazarlığı (ASOY), düzeyinin artışı, psikolojik bozukluğu olan kişilere yönelik davranışları iyileştirir ve damgalamayı azaltır (Göktaş, Işıklı ve Metintaş, 2018).

Bu kapsamdaki çalışmalar dahilinde, toplum liderleri konumundaki muhtarlara damgalama ile mücadele eğitimi verilmiştir. Ve bu eğitim üzerinde yapılan araştırmaya göre; muhtarların, söz konusu eğitim sonunda bu hastalıklara yönelik tutumlarında olumlu değişiklikler olduğu ve dolayısıyla eğitimin damgalamayı azaltmada etkili olduğu belirlenmiştir (Çam, Bilge, Engiz, Akmeşe Baykal, Turgut Öztürk ve Çakın, 2014).

Damgalama ile Mücadelede Birey ve Aile

Psikolojik bozukluğa sahip bireylerin aile veya bakım verenleri sosyal çevreden kaynaklanan damgalama ile karşı karşıya kalabilirler. Bu nedenle damgalamaya karşı yaklaşımlar iki yönlü olmalıdır (Bilge ve Çam, 2010). Birçok ülkede damgalama karşıtı faaliyetlerde akıl sağlığı çalışanları, hastalar ve ailelerin ortak bir şekilde çalıştıkları bilinmektedir (Bostancı, 2005). Bu kapsamda, akıl sağlığı profesyonellerinin organize edecekleri, kendine yardım veya karşılıklı destek grupları düzenlenebilir. Bu tür organizasyonlar, bakım verenlerin damgalama ve ayrımcılığın çeşitli türleriyle baş etmelerine yardımcı olur. Bunun yanında, aile üyelerinin karşı karşıya kaldıkları stresle baş edebilmeleri için etkili savuma mekanizmalarını geliştirmelerine yardımcı olunmalıdır (Doğanavşargil Baysal, 2013). Bunun yanı sıra, hastalar da tedavileri sırasında damga ile baş etme konusunda bilgilendirilmelidir (Bilge ve Çam, 2010; Kocabaşoğlu ve Aliustaoğlu, 2013).

Damgalama ile Mücadelede Medyanın Rolü

Psikolojik bozukluğu olan insanlarla ilgili yanlış anlaşılmaların ve negatif tutumların çoğundan medya sorumludur (Bostancı, 2005). Medya, stereotipik görüntülerin üretiminde çok önemli bir etkiye sahiptir (Schulze ve Angermeyer, 2003). Özellikle televizyon haberlerinde, sık sık şiddet unsuru içeren suçları işleyenlerin aslında psikolojik hastalık öyküsü olan kişiler olduğu ve sansasyonel suçları işleyen insanların, psikolojik hastalığa sahip bireyler olduğu vurgulanır. Komedi gösterilerinde, komedyenler psikolojik bozukluğu olan bireylerin yetersizliklerini mizah kaynağı olarak kullanır (Bostancı, 2005). Damgalamanın gelişiminde önemli bir role sahip olan medya, özellikle adli suçlarla şizofreniyi ilişkilendirmektedir (Kocabaşoğlu ve Aliustaoğlu, 2013). Yapılan araştırmalarda, şizofreninin damgalayıcı etkisinin fazla olmasının nedeni, medyada yer alan stereotipik temsiller olarak gösterilmiştir (Saillard Kuş, 2010). Bununla mücadele etmek, ancak yine büyük kitlelere ulaşan medya aracılığıyla olabilir. Aslında adli suçların çok büyük bir kısmının akıl hastası olmayan kişiler tarafından işlendiği gerçeği göz ardı edilmektedir, buna özellikle dikkat çekilmelidir (Kocabaşoğlu ve Aliustaoğlu, 2013). Damgalama ile etkili bir şekilde mücadele etmek istiyorsak medya şarttır (Schulze ve Angermeyer, 2003). Damgalama ile mücadele kapsamında, medyanın damgalayıcı unsurlarının denetlenmesi oldukça önemlidir. Denetlemenin sağlanabilmesi için gerekli girişimlerde bulunulmalıdır (Avcıl ve diğerleri, 2016).

Damgalama ile Mücadelede Hukukun Rolü

Damgalama ile mücadele ve ayrımcılığın engellenmesinde hukuk önemli bir araç olabilir (Doğanavşargil Baysal, 2013). Damgalama ile mücadele için yapılan hukuki çalışmalar incelendiğinde, İtalya’da yüz seksen kadar kanunda akıl hastalığı olan kişilerin klinik, sosyal ve etik haklarını korumak için düzenlemeler yapıldığı görülmektedir. Ülkemizde de bu kapsamda, Ceza ve Medeni Hukuk içersinde mevcut olan kanunların daha geniş bir kapsama ulaştırılması (Kocabaşoğlu ve Aliustaoğlu, 2013) ve Akıl Sağlığı Yasası’nın bir an önce çıkarılarak hasta haklarının hukuki güvence altına alınması gereklidir (Soygür, 2016). Hasta haklarının koruyucu yasal düzenlemelerle hukuki güvence altına alınması, damgalama ile mücadelede ve damgalamanın önlenmesinde önemli bir adım olacaktır.

Damgalama Karşıtı Kampanya ve Organizasyonlar

Eğitim, toplumu bilinçlendirerek var olan olumsuz stereotipleri yıkmayı ve yerine gerçekleri koymayı amaçlar (Karagöl ve diğerleri, 2013). Psikolojik sorunlara karşı aşinalık kazandıracak olan eğitim ve iletişim programları ön yargılı tutumları azaltabilir (Corrigan ve diğerleri, 2001). Bu yüzden temas ve eğitimin gerçekleşebilmesi için damgalama karşıtı programlar çok önemlidir. Damgalama karşıtı programlar, yerel ya da ulusal düzeyde olabilir (Karagöl ve diğerleri, 2013).

Damgalama ile mücadelede yapılması gereken ilk şey farklı toplumlarda geçerli olan kültürel kalıpların değiştirilmesidir. Dünyada damgalamanın en fazla yaşandığı yerlerde, damgalamayı azaltmak amacıyla 1960 yılından itibaren, Dünya Psikiyatri Birliği (World Psychiatry Association) tarafından bazı mücadele programları düzenlenmiştir. Bunlardan bazıları; Avustralya, İngiltere ve İsveç’te “Zihinleri Değiştirmek” sloganıyla düzenlenen damgalama karşıtı kampanyalardır. 1996 yılında ise yine Dünya Psikiyatri Birliği tarafından başlatılan; “Şizofreni: Kapıları Açın” sloganıyla gündeme gelen ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu 18 ülkede düzenlenen uzun soluklu ve uluslararası nitelikteki geniş çaplı bir programdır. Program kapsamında, hastalığa sahip kişiler, aileleri ve hükümetler olarak yapılacaklarla ilgili çalışmalar yürütülmüştür (Özmen ve Erdem, 2008).  Çeşitli ülkelerde yürütülen diğer damga karşıtı programlar ise şunlardır; İngiltere’de “Değişim Zamanı” (Time To Change), İskoçya’da “Beni Gör” (See me), Yeni Zelanda’da “Like minds Like Mine” bunlardan bazılarıdır. 2011 yılında Bakırköy Psikiyatri Hastanesi’nin damga karşıtı proje yarışmasındaki sloganı ise; “Damgalama, Anlamaya Çalış” idi (Karagöl ve diğerleri, 2013).  

Damgalama ile mücadelede bireyler fiziksel, çevresel ve kültürel ortamlarıyla ele alınarak toplumla iç içe rehabilite edilmelidir (Bilge ve Çam, 2010). Psikiyatrik hastalarla toplum arasındaki bariyerin kalkması ve temasın artırılması gerekmektedir (Avcıl ve diğerleri, 2016). Bu bağlamda, gündüz klinikleri ve dernekler önemli yer tutmaktadır (Bilge ve Çam, 2010). Örnek olarak; Şizofreni Dernekleri Federasyonu’nun 2009 yılında, şizofreni hastalarının çalışması için Ankara’da kurduğu ve sunulan hizmetlerin hemen hemen hepsinin hastalar tarafından gerçekleştirildiği, iyileşmeye katkı sağlayacak terapötik bir ortam sunan ve hastaların diğer insanlarla bir araya geldiği, kaynaştığı ve birbrilerini tanıdıkları bir proje olan; “Mavi At Kafe” gösterilebilir (Soygür, Yüksel, Erarslan ve Özden Atteppe, 2016). Bu projenin diğer şehirlerde de yaygınlaşmasının sağlanması ve benzeri projelerin desteklenmesi, diğer birçok faydasının yanında, damgalama ile mücadelede önemli bir adım olacaktır.

Ayrıca, damgalama ile mücadele kapsamında; her yıl 10 Ekim’de kutlanan, Dünya Ruh Sağlığı Gününde, akıl sağlığı alanının sorunlarının gündeme getirilmesi planlanabilir (Bostancı, 2005).

Damgalama ile Mücadelede Çözüm Önerileri

Neler Yapılabilir, Nasıl İyileştirilir ?

Damgalama ile mücadelenin başarıyla sonuca ulaştırılabilmesi ve bu alanda bilinçlenmenin sağlanabilmesi için mutlaka etkin yol ve yöntemlerin tercih edilip uygulanması gerekir. Yıllardan beri önerilegelen çözüm yollarının iyi anlaşılıp, bunların üzerine farklı bir bakış açısıyla uygulanabilir yenilikler kazandırmanın bir gereklilik olduğu açıkça görülüyor. Bu kapsamda, öncelikle damgalama ile mücadelenin etkin ve organize bir biçimde yürütülmesi, damgalama karşıtlığı tarafında bir kamuoyu oluşturulup farkındalığın artırılması, ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliği içinde hareket edilebilmesi için; belirlenecek bir gün veya haftanın; “Damgalama Karşıtlığı ve Farkındalık Günü veya Haftası” (Anti-Stigma and Awareness Day or Week), olarak literatüre kazandırılması ve bu özel gün veya haftaya gereken önem verilerek kutlanması önemli bir adım olabilir.

Bununla birlikte belirlenecek gün veya haftada; Türk Psikologlar Derneği ve Türk Psikiyatri Derneği işbirliği ve öncülüğünde, ilgili diğer dernekler ve sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla, -günümüzde etkililiği tartışma götürmeyecek olan sosyal meydanın da aktif olarak kullanıldığı- farkındalık kampanyalarının düzenlenmesi olumlu sonuçlar ortaya çıkarabilir. Bunun yanında damgalamanın konu edildiği araştırma projesi yarışmaları ve kısa film yarışmaları gibi yarışmalar düzenlenerek; kamuoyunun ilgisinin bu konuya celb edilmesi ve farkındalığın sağlanması için çeşitli çalışmalar yürütülmesi bilinçlenmenin oluşmasına ciddi katkılar sağlayabilir.

Ayrıca Türk Psikologlar Derneği üyesi, Psikolog ve/veya Akademisyenlerin ve Türk Psikiyatri Derneği Üyesi, Psikiyatrist ve/veya Akademisyenlerin örgütlenerek bulundukları şehirlerde, Valilik, İl Sağlık Müdürlükleri, Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlükleri ve Milli Eğitim Müdürlükleri ile iş birliği içinde, gerekli kurum ve kuruluşlarda ve okullarda; damgalama hakkında bilgilendirme toplantıları, konferans ve eğitim faaliyetleri düzenlemeleri, kamu personelinin, öğrencilerin ve halkın bilinçlenmesine katkı sağlayabilir.  

Bireylerin, damgalamaya yol açan tutumlarının çocukluk ve ergenlik döneminde başlayarak ilk yetişkinlik dönemine kadar uzanan süreçte geliştiği bilinmektedir (Oban ve Küçük, 2011). Bu bilgi ışığında, ilköğretim ve ortaöğretim ders müfredatlarına mutlaka damgalama hakkında eğitim konularının dahil edilmesi gerekir. Bu adım, damgalama hakkında ilköğretim ve ortaöğretimden başlayarak temelden bilinçlenmeye katkı sağlayabilir.

Schulze ve Angermeyer (2003: 310)’e göre, medya stereotipik görüntülerin üretiminde çok önemli bir etkiye sahiptir, bu yüzden damgalama ile etkin mücadelede medya ile iş birliği oldukça önemlidir. Buradan hareketle, medyadaki damgalama ile ilgili olumsuz tutumların değiştirilmesi için, öncelikle üniversitelerin gazetecilik ve radyo ve televizyon gibi medya eğitimi verilen bölümlerinin, müfredatlarına damgalama ile ilgili olumsuz tutum ve yargıların değişmesini sağlayacak derslerin eklenmesi, medya alanında bilinçlenmenin, lisans eğitimi sırasında sağlanmasını mümkün kılacaktır. Ayrıca, Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) gibi medyanın üst denetçi kurullarının damgalama içeren ve damgalama stereotipi oluşturacak nitelikteki haberleri ve diğer yayınları denetlemesini sağlamak, damgalamanın önlenmesinde önemli bir kontrol ve destek mekanizması olabilir.

Sonuç

Sonuç olarak, damgalamanın önlenebilmesi için yapılan çalışmalara toplumun farklı kesimlerinin dahil edilmesinin gerekliliği görülmektedir (Doğanavşargil Baysal, 2013). Damgalamanın önlenebilmesi için hastalarla birebir ilgilenen, psikiyatri uzmanlarının, psikologların ve bu alanda çalışan yardımcı sağlık personelinin; sivil toplum örgütleriyle birlikte çalışmaları ve halkı bilinçlendirmeleri gerekmektedir (Kocabaşoğlu ve Aliustaoğlu, 2013). Damgalamanın azaltılabilmesi için uzun soluklu ve işbirliği içinde ilerleyen çabalara ihtiyaç vardır (Avcıl ve diğerleri, 2016). Damgalama ile mücadele çalışmalarında, kişilerarası, toplumsal, endüstriyel, yönetsel ve hükümet politikalarını da içine alan bir önlem uygulanması ve bu uygulamalarda hasta merkezli yaklaşımın hedef alınması önemlidir (Çam ve Bilge, 2013). Psikolojik bozukluğa sahip bireylerin toplumla yeniden kaynaşabilmesi ve önceki işlevselliğini tekrar kazanabilmesi yine toplumun psikolojik sorunlara ilişkin tutumuyla ilgilidir ve ancak bu tutumların değişmesiyle mümkün olabilir (Doğanavşargil Baysal, 2013). Damgalamanın azaltılması ve köklü bir sosyal değişime ulaşılabilmesi için uzun soluklu ve geniş çevrelerle işbirliği içinde ilerleyen çabalara ihtiyaç vardır (Karagöl, ve diğerleri, 2013).

Her şeye rağmen hastaların damgalanmasının ve dışlanmasının, tamamen yok edilebilmesi çok gerçekçi bir yaklaşım olmayabilir. Yanlış inanç ve tutumların değiştirilmesi temeli oluşturulmalı ve mücadele ve önleme çalışmaları bu temelde ilerlemelidir çünkü tutumlar ancak uzun zaman içerisinde değişebilir ve dolayısıyla sonuçlar hemen alınamayabilir. Bunun sonucu olarak çalışmalarda umutsuzluk duygusu gelişebilir ve bu duygu, çalışmalar için önemli bir tehlike oluşturur. Bunun farkında olarak ilerlenmeli ve çalışmalarda umutsuzluğa yer verilmemelidir (Bilge ve Çam, 2010).

Son olarak, damgalama ile mücadelede çözüm önerilerinin tükenmeyecek kadar çok olduğu aşikârdır. Ancak sorunun çözümü noktasında, sosyal devlet olmanın gereği olarak devletin ilgili kurumlarına sorumluluk düşmektedir. Bu yüzden, psikolog ve psikiyatristlerin bağlı bulundukları dernek ve meslek örgütleri ile birlikte iş birliği içinde gerekli girişimlerde bulunmaları ve devletin bu konuya, ilgi ve desteğini celb etmeleri gerekmektedir. Aksi durumda başarıya giden yol meşakkatlidir ancak varmak imkânsız değildir. Bundan dolayı çalışmalarda hiçbir zaman umutsuzluk duygusuna yer verilmemelidir.

Bu konuda bilinçlenmenin gelişmesi ve yaraların kapanması dileğiyle…

Kaynaklar

Özmen, S., Erdem, R. (2008). Damgalamanın Kavramsal Çerçevesi. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 23(1):185-208.

Soygür, H., Özalp, E. (2005). Şizofreni ve Damgalama Sorunu. Türkiye Klinikleri J Int Med Sci, 1(12): 74-80.

Doğanavşargil Baysal, Ö, G. (2013). Damgalama ve Ruh Sağlığı. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi – Archives Medical Review Journal, 22(2): 239 – 251.

Schulze, B. ve Angermeyer, C., M. (2003). Subjective experiences of stigma. A focus group study of schizophrenic patients, their relatives and menthal helath professioanals. Social Science & Medicine, 56 (2003): 299 – 312.

Arslantaş, H., Gültekin, K, B., Söylemez, A. ve Dereboy, F. (2010). Bir Üniversite Hastanesi Polikliniğine İlk Kez Başvuran Hastaların Damgalamayla İlgili İnanç, Tutum ve Davranışları. ADÜ Tıp Fakültesi Dergisi, 11 (1): 11 – 17.

West, L, M., Yanos, T, P., Smith, M, S., Roe, D. ve Lysaker, H, P. (2011). Prevalance of Internalized Stigma among Persons with Seevere Mental Illness. Stigma Res Action, 1(1): 3-10.

Corrigan, W, P., Edwards, B, A., Green, A., Diwan, L, S., ve Penn, L, D. (2001). Prejudice, Social Distance, and Familiarity with Mental Illness. Schizophrenia Bulletin, 27(2): 219-225.

Karagöl, A., Çalışkan, D. ve Beyazyüz, M. (2013). Halk Sağlığı Açısından Ruhsal Bozukluklarda Üç Boyutuyla Damgalama. Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi, 22 (3): 96-101.

Bilge, A. ve Çam, O. (2010). Ruhsal Hastalığa Yönelik Damgalama ile Mücadele. TAF Preventive Medicine Bulletin, 9(1): 71-78.

Ersoy, M, A. ve Varan, A. (2007). Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalama Ölçeği Türkçe Formu’nun Güvenilirlik ve Geçerlilik Çalışması. Türk Psikiyatri Dergisi, 18(2): 163-171.

Kamışlı, S., Dil, S., Destan, L. ve Eni, N. (2006). Özgürlük Duygusu ve İçselleştirilmiş Damgalama: Ayaktan veya Yatarak Psikiyatrik Tedavi Alan Hastaların Karşılaştırılması. Türk Psikiyatri Dergisi, 27(4): 251-256.

Taşkın, E, O. (2007). Stigma Ruhsal Hastalıklara Yönelik Tutum ve Damgalama. Taşkın, E, O. (Ed.), İçselleştirilmiş damgalama ve damgalama algısı, içinde (s. 31-40). İzmir: Meta Matbaacılık.

Yakar, C. (2019). Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalama ve Benlik Saygısı Üzerine Bir Mete Analiz Çalışması. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Çağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Psikoloji Ana Bilim Dalı, Mersin.

Kocabaşoğlu, N. ve Aliustaoğlu, S. (2003). Bir Kavram Olarak Stigmatizasyon. Yeni Symposium, 41(4): 190-192.

Çam, O. ve Çuhadar, D. (2011). Ruhsal Hastalığa Sahip Bireylerde Damgalama Süreci ve İçselleştirilmiş Damgalama. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi – Journal of Psychiatric Nursing, 2(3): 136-140.

Göktaş, S., Işıklı, B. ve Metintaş, S. (2018). Ruh Sağlığı Okuryazarlığı. Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Halk Sağlığı Dergisi, 3(2): 68-75.

Soygür, H. (2016). Türkiye’de Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri: Quo Vadis ?. Arch Neuropsychiatr, 53: 1-3. DOI: 10.5152/npa.2016.15022016

Bademli, K. ve Duman, Z, Ç. (2013). Şizofreni Hastalarının Bakımverenleri. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar – Current Approaches in Pschiatry, 5(4): 461-478.

Saillard, Kuş, E. (2010). Ruhsal Hastalara Yönelik Damgalamaya İlişkin Psikiyatrist Görüşleri ve Öneriler. Türk Psikiyatri Dergisi, 21(1): 14-24.

Bostancı, N. (2005). Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Stigma ve Bunun Azaltılmasına Yönelik Uygulamalar. Düşünen Adam (Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi), 18(1):32-38.

Avcıl, C., Bulut, H. ve Sayar, G, H. (2016). Psikiyatrik Hastalıklar ve Damgalama. Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2(2): 175-202.

Çam, M., Bilge, A., Engiz, E., Akmeşe, Baykal, Z., Turgut, Öztürk, E. ve Çakın, N. (2014). Muhtarlara Verilen Ruhsal Hastalığa Yönelik Damgalama İle Mücadele Eğitiminin Etkililiğinin Araştırılması. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi, 5(3): 129-136.

Oban, G. ve Küçük, L. (2011). Damgalama Erken Yaşlarda Başlar... Gençlerde Ruhsal Hastalıklara Yönelik Damgalamayla Mücadelede Eğitimin Rolü. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi, 2(3): 141-148.

Çam, O. ve Bilge, A. (2013). Türkiye’de Ruhsal Hastalığa/Hastaya Yönelik İnan., Tutum ve Damgalama Süreci: Sistematik Derleme. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi, 4(2): 91-101.

Soygür, H., Yüksel, M, M., Erarslan, P. ve Özden Attepe, S. (2016) Mavi At Kafe’nin 6 Yılda Öğrettikleri: Şizofreni Hastalarının Gözünden İyileşmeye Katkıda Bulunan Etmenler – Nitel Bir Analiz. Türk Psikiyatri Dergisi, 27( ): 1-7.



Bu içeriği paylaş:


Bir yorum yapın (Lütfen önce oturum açın.)