Akış: Mutluluk Bilimi

“Bir anlamda her insan kendi kişisel varoluşunun tarihçisidir.”

-Prof. Dr. Mihaly Csikszentmihalyi

Pozitif psikolojinin önemli temsilcilerinden olup araştırmalarının büyük bir kısmını ‘mutlu insanlar’ üzerine sürdüren Csikszentmihalyi’nin, psikolojiye kazandırdığı 25 yıllık önemli araştırmalardan edinilen bilgilerin okuyucuya aktarıldığı bir analize yer veriyoruz: Akış.

Evrimsel teori sonucu bilinen serebral korteksi en gelişkin yaratık, insandır. Bu bilgiye halk arasındaki tabirinden (insan düşünebilen bir hayvandır) aşinayız. Hatta sırf bu nedenle tartışmaya açık bir şekilde, üstün olduğumuza inananlarımız ve yeryüzünde daha fazla hak iddia edenlerimiz var. Özellikle prefrontal olarak bilinen beynin ön kısmı insanı diğerlerinden ayıran karakteristik bir evrim geçirmiştir. Karmaşık uyaranlar, adapte olunması gereken ortamlar ve değişen yaşam standartları gereği mecburen bir dönüşüm gerçekleşmiştir. Bu her ne kadar bizi koşullara karşı ustalaştırıp görece üstün hale getirmiş olsa da bazı götürüleri vardır.  Csikszentmihalyi’nin de dediği gibi: “İnsan dışında hiçbir hayvan kendi acılarının nedeni olabilecek konumda değillerdir; tüm ihtiyaçları karşılandıktan sonra bile kafa karışıklığı ve umutsuzluk hissedebilecek kadar evrim geçirmemişlerdir.” Aslında, temel tüm ihtiyaçlarımız karşılandığı takdirde tatmin olabilecek kadar basit olmayı ıskalamışızdır. ‘Üstün beynimiz’, hala bir mutluluk arayışında… Zenginleşip karmaşıklaşan zihin, alanını genişleterek daha da aç bir hale gelmiştir. Hızlanan dünyaya ayak uydururken aynı anda bir sürü şeyin beklentisini içerisine giriyor, bunları elde etmeye çalışıyor ama hiçbir şeyi tam olarak yapamamanın sonucu yüzeysel bir sürükleniş yaşıyor. En önemli becerilerimizden biri olan bilinci kontrol edebilme yeteneğimizi yitiriyoruz. Bu becerinin önemli bir yapıtaşı olan konsantre olma becerimizi de…

Bir an için gözlerinizi kapatıp hatırlamaya çalışın. Kendinizi kaptırdığınız, zamanın, mekanın ve dış uyaranların dikkatinizi çekmediği bir anı gözünüzün önüne getirin. Değil dış uyaranlar, içten gelen temel ihtiyaçların bile önemini yitirdiği bir anı… Belki çok zorlanmayarak sıkça yaptığınız bir aktivite gelecektir aklınıza, belki de biraz geriye gidip çocukluğumuzdaki geçen zamanın farkına varmayarak arkadaşlarınızın yanından eve geç dönüp azar işittiğimiz bir an…  Belki sevdiğiniz müziği çalarken veya dinlerken ki bütünüyle kendimizi verdiğiniz an, belki bisiklet sürerken rüzgarla birlikte mekan kavramını tamamen yitirdiğiniz bir an ya da satranç gibi zihni zorlayan görevlerden oluşan hesapları yaparken aldığınız keyifli an gelecektir aklımıza… İşte bu zamanın göreceliğini en derinden hissettiğimiz ve kendi özümüzün farkındalığı da dahil olmak üzere dış dünya ile bağımızı kopardığımız bazı anlar vardır.  Sonrasında daha mutlu ve ışıl ışıl gözlerle geriye döndüğümüz anlar mutluluğun gizemi ile ilgili sandığımızdan çok fazla ipucu barındırıyor. Kendimizi kaybedecek kadar mutlu hissettiğimiz bu anlar ‘Akış’ olarak adlandırılmıştır.

Bu deneyimlerin ortak özellikleri;

-Kişinin becerilerinin eldeki zorluklarla baş etmeye yeterli olduğu hissi

-Hedef odaklı olması

-Kurallarla belirlenmiş oluşu

-Kişinin nasıl performans sergilediğine dair net ipuçları olan bir eylem sistemi olmasıdır.

Deneyim gerçekleşirken kişi çok yoğun bir odak ve konsantrasyon içerisinde olur. Dikkat yoğunluğu eylem ve onun ile ilgili şeyler dışında hiçbir yere dağılmayacak kadar fazladır.

Dünyanın çok çeşitli bölgelerinden alınan veriler, tahmin edileceği gibi insanı neyin mutlu edeceğini konusunda hemfikir olabilecek mutlak ifadeler olmadığını göstermiştir. Ancak garip bir biçimde mutlu oldukları anların tanımı istendiğinde ifadeler birebir örtüşüyor. Yani bir dansçının ışıklar içerisinde sahnede süzülürken hissettiği aidiyet ile bir tırmanışçının yükselirken kendisini doğa ile bütünleşmiş haldeyken hissettiğine dair açıklamalar her zaman benzer şekildedir. 25 yıllık araştırmalar sonucu ortaya çıkan bu ortak mutluluk ifadelerin incelendiği veriler; ‘mutlu olmak için neler yapılabilir’ gibi ütopik, işe yaramayan ya da yarasa da geçici olan kişisel gelişim kitaplarından farklı bir yönergeyi takip etmektedir. Çünkü mutlu olmak için neler yapılabileceğinin bu sonsuz çeşitlilik içinde cevabı yoktur. Karmaşık yaşantımız, zengin kültürlerimiz, bizi özgürleştirirken prangalayan çok işlevli beynimiz, geçmiş yaşam deneyimlerimiz-gelecek beklentilerimiz, anı yakalamamızı engelleyecek derecede hızlanan günlük hayatımız ve daha nicesi… Tüm bu sıralı ve değişken faktörler varken mutlak bir ifade olması mümkün değildir. Anlam, çoğunlukla biriciktir. Sonsuz olasılıklar içerisinden şekillenen bir kombinasyon sonucu oluşan karakter yapısını tek bir forma indirmek zaten öze saygısızlık sayılır.Peki ama mutlu olduğumuz şeyler farklı ise ‘Akış’ deneyimi nasıl ‘mutluluk bilimi’ olarak adından söz ettirmektedir?

Yapılan her ne olursa olsun, mutluluğu deneyimlerin ifadesinin ortak olduğundan bahsetmiştik. İncelenen bu ortak paylaşımın özellikleri kendi deneyimimizi keşfetmeye çalışırken doğru yolda olduğumuzu gösteren ipuçları gibi düşünülebilir. Belki de tesadüf ya da kadercilik gibi dogmaları reddeden cesur kaşiflerin yaratımlarını desteklemeye devam edecektir. Bu nedenle, Akışın Koşulları’nı tanımak ve kitaba göz atmak faydalı olabilir.

Bilinci; sosyal ödül, dış faktör, ertelenmiş ödül, dürtü ve kontrollerden uzaklaştırmaya çalışan sistemleri(psikanaliz, meditasyon, içsel motivasyonların takibi) savunarak bağımsız bir gayenin peşinden gidilmesi konusunda destekleyicidir. Özetle; başka sistemlerin dayattığı dışarıdan gelen ödül veya ceza sistemlerinin reddini sağlayarak bireysel bir otonomi oluşturmak akışın ön koşuludur. Bireyin kendi kontrolü ve tercihiyle yarattığı ödüllere tutunmasıdır.

Akış Teoremi, elbette ki bu kadarla sınırlı değildir. Yıllarca süren çalışmaları burada özetlemek mümkün olmayacaktır. Fakat genel bağlamında vurgulanmak istenen nokta, dikkat ve konsantrasyon gibi kullanımı bayağılaşmış iki kavramın aslında ne kadar önem arz ettiğidir. Bu iki kavramın odağına bağlı olarak ilkel bir canlının sağladığı doyumu kaçırabilir veya içine düştüğümüz bu kaos dünyasını dingin bir mutluluğa dönüştürebiliriz. Psişik enerjiyi çalmaya odaklı sayısız uyaranın olduğu yaşantımızda mutluluğumuz üzerinde söz sahibi olmak istiyorsak konsantrasyon ve bilincimizin kontrolünü elimize almalıyız. Aksi takdirde gelişkin serabral korteksin mutluluğumuza pek bir faydası dokunmayacaktır. Ne bilincimizin içeriğini belirleme özgürlüğümüz, ne de haz alabileceğimiz şeylerin peşinden gidebilme özgürlüğümüz elimizde olur.

Çünkü kitapta da bahsedildiği gibi:

‘Ebedi uyanıklık, özgürlüğün bedelidir.’

Keyifli Okumalar Sevgili Okur…

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on pinterest
Pinterest
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on email
Email

Akış: Mutluluk Bilimi” için bir yorum

  • Avatar
    30 Aralık 2019 tarihinde, saat 12:12 am
    Permalink

    Yaşamın gittikçe bu kadar zor olduğu bir dünyada mutluluğa o kadar ihtiyaç var ve ona bulmaya odaklanmak zor, onun için acilen bu kitap bütün dünyaya temin edilmeli.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Editör Girişi