Anlam Yüklenmiş, Amaca Yöneltilmiş Yaşamın ve Kişilik Özelliklerinin Öznel İyi Oluşa Etkisi

Günümüzde psikoloji bilimi geldiği nokta itibari ile ruhsal zindelik ve iyi hissetme hallerini yalnızca patolojik rahatsızlık yaşayan bireylerin özelinde değil, aynı zamanda gündelik yaşamda basit düzeyde inişler ve çıkışlar yaşayan, zaman zaman yolunu kaybedebilen bireyler için de ele alınması gereken bir hissediş biçimi olduğu varsayımına ulaşmıştır. Zira insan, kendi doğası gereği ve yaşamın durağanlıktan uzak olması sebebi ile iyi hissetme halindeki seviyeyi her zaman koruyamayabileceği gibi, tükenmeyen bir mutluluk arayışının peşinden sürüklenirken var olan iyi hissediş hallerini duyumsamaktan da yoksun kalabilir. Bu noktada bireyin öznel iyi oluş tanımını doğru ifade etmek ve bu hissediş biçimindeki değişkenliği etkileyen dinamikleri doğru saptamak mühim bir mevzudur.

Öznel iyi oluş; bireyin kişilik özellikleri, değerleri, tutumları, kişiler arası ilişkileri ve sosyoekonomik düzeyi gibi birçok dinamik doğrultusunda belirlediği kriterler aracılığı ile kendi yaşamını değerlendirmesi ve yaşamı hakkında yargı bildirmesidir (Eryılmaz ve Ercan, 2011). Değerlendirme aşamasında bireylerin var oldukları düzen içindeki deneyimleri, günlük hayattaki stresörlerle baş etme biçimleri, benlik saygıları, sosyal ağlarda varlıklarını temsil ediş biçimleri, gelecek nesillere faydalı olma durumları, üretken ya da durağan bir yapıya sahip olmaları, geleceğe dair umut ya da karamsarlık taşımaları öznel iyi oluşun eşik altı ya da üstü olma durumunu belirleyen etkenlerdendir.

Öznel iyi oluşun; pozitif duygulanım, negatif duygulanım ve yaşamsal doyum olmak üzere üç temel ögesi vardır (Eryılmaz ve Ercan, 2011). Pozitif duygular negatif duygulardan fazla ise ve birey yaşamına ilişkin değerlendirmeler sonrasında yaşamdan doyum aldığına ilişkin bir sonuca varıyorsa öznel iyi oluş düzeyi yüksek olarak değerlendirilebilir. Bireyin içsel dünyasında barındırdığı pozitif duygular, yalnızca tek bir zaman dilimine ait olmayabilir; geçmiş, şimdi ve gelecekle bağlantılı daha komplike bir zaman algısının birleşimi, bireyin pozitif duygulanım biçiminin temelini oluşturuyor olabilir (Yalçın, 2015). Öze, sosyal ağlara, geleceğe ve geçmişe yapılan atıfların olumlu bakış açısıyla birleşimi arttıkça pozitif duygulanım da artış göstermektedir. Benzer şekilde bu atıfların negatif duygulanım yaratıyor olması, bakış açısının olumsuzluğunun ve değerlendirme sonuçlarının bireyin hedeflediği biçimde sonuçlanmadığının bir göstergesidir. Bu durumda öznel iyi oluşun duygusal boyutunun temsilleri olan olumsuz duygulanımın varlığı ile olumlu duygulanımın varlığı arasında negatif yönde güçlü bir korelasyon söz konusudur (Özbay ve İlhan, 2010). Bireyin yaşama ve varlığına ilişkin olumlu değerlendirmeleri arttıkça negatif duygulanım azalır.

Temel ögelerden üçüncüsü olan yaşam doyumu, öznel iyi oluşun bilişsel boyutunu temsil eder (Dağlı ve Baysal, 2016). Bireyin yaşamdan, sosyal çevresinden, iş hayatından ve kendi potansiyelinden bekledikleri ile sahip oldukları arasındaki kıyas sonucunda karşılaşılan tablo, yaşamdan alınılan hazzın öznel iyi oluşa yaptığı katkıyı temsil eder ve bu temsiller bireyin yaşamına yönelik şemalarını olumsuz bir şekilde genişletiyor ise yaşam doyumu istenilen düzeyde olmayabilir. Aynı zamanda yaşam doyumunu, bireyin tek bir alandan aldığı tatmin ya da tatminsizlikle belirlememek gerekir. İş hayatında üretken olan bir birey meslek doyumu ihtiyacını karşılayabilirken, yakın ilişkilerinde sevgiden yana tatminkar olmayabilir.

Duygusal ve bilişsel boyuttaki öznel iyi oluş ögelerinin olumlu yönde evrilmesinde bireyin kendi varlığına ve evrene atfettiği anlamlar, içsel dengenin korunmasında ve iyi hissetme halinin sürdürülmesinde önemlidir. Anlam yüklemenin geçmişine bakıldığında bireyin yaşamını ve kendi varlığını anlamlandırması evrimsel bir süreçtir. İnsanoğlu bilişsel denge yaşama arzusu ile sürekli olarak evreni, doğanın düzenini ve varoluşunu açıklama ve anlamlandırma yoluna gitmiştir. Bu anlam atfetme sürecinde, bireye kimi zaman tanrılar kimi zaman doğa olayları kimi zaman ise mitler ve doğaüstü güçler eşlik etmiştir. Anlamlandırmaya duyulan ihtiyaç ile bireyin kendini güvende ve iyi hissetme düzeyi arasındaki paralellik, korelasyonel bir ilişkinin var olabileceğine dair sinyallerin ilk temsilleridir. İnsan, yaradılışındaki bilişsel mekanizma gereği denge düzeyindeki stabiliteyi korumak ister; bu denge arayışının sebebi ise geçmişe, şimdiye ve geleceğe dair öngörüye sahip olmak, böylece kontrol hissinin yaşattığı öznel iyi oluş konforuna ulaşmaktır. Zira bireylerin anlam ile anlamsızlık arasındaki arafta kalmış olmaları negatif duygulanım düzeylerini artırabileceği gibi kontrolsüzlük hissinin varlığı da kaygı düzeyinin yükselmesine sebep olabilir. Evrene ve evrendeki varlığına anlam yükleyememiş bireylerin ruhani dünyalarında kayıplar yaşayabildikleri, bilişsel düzeyde denge yaşamakta güçlük çekebildikleri, yaşam doyumu hissetmekten yoksun kalabildikleri, duygusal boyutta ise olumsuz duygulanım düzeylerinin artabildiği gözlemlenebilir.
Anlam yoksunluğundan kaynaklanan bu süreçlerin tümü, mutlulukla eşdeğer forma sahip olan öznel ve psikolojik iyi oluş kavramları ile evrene ve varoluşa anlam yükleyememiş olmanın birbirinin tersi yönde çalıştığını gösterir (Şahin, Aydın, Sarı, Kaya ve Pala, 2012).

Bireylerin yaşadıklarını anlamlandırma sürecinde, yaşanan olaylar kadar yaşananlara yüklenen anlamın da belirleyici rol oynadığı genellemesi yapılabilir. Bireyin anlam yükleme, değerlendirme ve bilişsel şema kapasitesinin deneyim kalitesiyle eşdeğer ilerlediğini söylemek mümkündür.

Benzer bir etkiye sahip olan amaçlı etkinlikler, bireyin öznel iyi oluş düzeyine müdahale eden bir başka unsurdur (İlhan ve Özbay, 2010). Bu bağlamda bireyi mutluluk arayışında hangi unsurların iyi hissettireceğine dair sorulara, psikoloji biliminin cevaplarından birisi amaca yönelik bir yaşamın varlığıdır. Amaç belirlemenin ve bu amaçlara ulaşmak için sarf edilen çabanın, bireyin daha üretken hissetmesine ve amaçları aracılığı ile kendini gerçekleştirmesine sunacağı katkı olumlu duygulanım düzeyini ve yaşam doyumunu artırabilir. Lakin bu ilişkiselliğin pozitif olması, belirlenen her amacın bu yönde işleyeceğini garantilemez. Bireyin potansiyeline, psikolojik ihtiyaçlarına, benliğine yüklediği anlama, hayattan beklentilerine ve evrendeki misyonuna uygun olmayan amaçlar ve etkinlikler bireyin negatif duygulanım hissetmesine sebep olabilir.
Öznel iyi oluşun çoklu ve ayrıştırılabilir ögeleri içeren yapısında etkin rol oynayan kişilik özelliklerinin bu sistemin işleyişine ne gibi katkılar sunduğunu saptamak, olumlu/olumsuz duygulanımın ve yaşam doyumu düzeyinin analizinde yön gösterici bir özelliğe sahiptir. Kişilik özelliklerinin; bireyin sosyalleşmesi, gündelik hayatta karşılaşılan stres faktörleriyle başa çıkma yöntemleri, kendini gerçekleştirmeye dair inancı gibi birçok değişkenin ana malzemesi durumunda olması iyi hissetme halinde de belirleyici bir faktör olduğu gerçeğini anlamayı kolaylaştırır. Genetik olarak aktarılmış kişilik özelliklerinin öznel iyi oluş üzerindeki belirleyiciliğinin %50 oranında olduğu varsayılmaktadır (Eryılmaz ve Ercan, 2011). Bu varsayımdan yola çıkarak kişilik özelliklerinin bireye ait bilişsel ve duygusal sistemlere ettiği müdahale sonucu, duygulanım ve yaşam doyumu kavramlarında olumlu ya da olumsuz yönde evrilmeler gözlenebilir.

Bireyin, yaşamından tatmin olması ve pozitif duygular hissedebilmesi noktasında hem fizyolojik hem psikolojik ihtiyaçların ne denli karşılandığı ve bu ihtiyaçları belirlerken bireyin sahip olduğu kendini gerçekleştirme arzusuna sadık olması iyi hissetme haline katkı sağlar.

Sonuç olarak; yüksek düzeyde öznel iyi oluşa sahip bireylerin hayal güçlerindeki genişlik, sosyal yaşamdaki iletişimlerinin kuvveti, iyi insan olmadaki sorumluluk algıları, meslek hayatlarındaki üretkenlik, kendini gerçekleştirmeye dair umut düzeyleri, yaşamsal amaçlara yönelik tutumları ve stresörlerle baş etme biçimlerinde gözlemlenen başarı, iyi hissetme halinin şemsiye bir terim olduğunun göstergesidir (Eryılmaz ve Ercan, 2011).

Kaynakça
DAĞLI, A., & Baysal, N. (2016). Yaşam Doyumu Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması: Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması. Electronic Journal of Social Sciences, 15(59), 1250-1262.
Eryılmaz, A. & Ercan, L.(2011). Öznel İyi Oluşun Cinsiyet, Yaş Grupları ve Kişilik Özellikleri Açısından İncelenmesi. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 4(36), 139-151.
İlhan, T. & Özbay, Y. (2010). Yaşam Amaçlarının ve Psikolojik İhtiyaç Doyumunun Öznel İyi Oluş Üzerindeki Yordayıcı Rolü. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 4 (34), 109-118.
Şahin, M., Aydın, B., Sarı, S.V., Kaya, S. & Pala, H. (2012). Öznel İyi Oluşu Açıklamada Umut ve Yaşamda Anlamın Rolü. Kastamonu Eğitim Dergisi, 20(3), 827-836.
Yalçın, İ. (2015). İyi Oluş ve Sosyal Destek Arasındaki İlişkiler: Türkiye’de Yapılmış Çalışmaların Meta Analizi. Türk Psikiyatri Dergisi, 26(1), 21-32.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on pinterest
Pinterest
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on email
Email

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Editör Girişi