Okunuyor:
Bir Şizofren Kızın Güncesi
Paylaş:
Image

Bir Şizofren Kızın Güncesi

Zirve Paşa
2 yıl önce

“Yalnızca gerçekliği yitirip insanlık dışı ve acımasız ‘Aydınlanma Ülkesi’ nde yıllarca yaşamış olanlar, yaşamanın gerçek sevincini tadabilir ve insanlığın bir parçası olmanın paha biçilemez değerini anlayabilir.”

Sizler için bu analizimizde yukarıda başkarakterimiz Renée’ nin de belirttiği gibi, soyutlanmış bir hayata sürükleyen şizofreninin pençelerinden kurtulma hikâyesinin anlatıldığı bir analize yer vereceğiz. Jean Piaget’in öğrencisi Marguerite Sechehaye’nin Simgesel Gerçekleştirme adını verdiği tekniğin ilk defa kullanılması ve kullanıldığı kişi tarafından anlatılması bakımından bir başyapıt niteliği taşımaktadır. Kitap, iki ayrı bölümden oluşmaktadır. Renée’nin üstün içsel gözlem niteliğiyle birlikte oldukça akıcı, anlaşılır ve etkili bir anlatıma sahip olan birinci kısmı; yazarın Simgesel Gerçekleştirme tekniğini anlatılanlarla bütünleştirip deneyimlerin ayrıntılı ve kuramlarla ilişkili bir analizle yorumladığı kısım takip etmektedir.

Bu tekniğin anlatıldığı duyguların ve hissedilenin yer almadığı nesnel makaleler de mevcuttur. Ancak kanaatimce kitabın birebir ilgili kişinin gözünden anlatımına yer vermesi okuyucunun karakterle kurduğu bağlantıyı güçlendirmekte ve Renée’yi bir stigma(damgalanma) etkisine maruz kalmaktan korumaktadır. Kurulan empati, anlayış ve yakınlık hastalığın ardında yatan bir karakterin varlığının ‘hasta kişi’ olmanın ötesinde kişiliği olan bir insanın varlığını anımsatması bakımından kitabı daha tercih edilir kılıyor.

Teknikten kabaca bahsedecek olursak; Piaget’in Gelişim Süreçleri ile şizofrenik parçalanma sürecinin benzerliğine çekilen dikkat sonucu oluşan bir psikodinamik süreç tedavisidir. Yöntemin dinamiği üç temel ilkeye dayanır:

-Şizofrenide görülen saplanma ve gerileme temel gereksinimlerin sürekli engellenmiş olmalarından ve Ben’in bu engellenmenin verdiği acıyla baş edememiş olmasından kaynaklanır.

-Şizofren hastada engellenmeler libidonun engelleyici nesneden ve giderek gerçeğin tümünden geri çekmesine yol açar.

-Hastanın gereksinimleri simgesel düzlemde doyurulabilirse hastalıklı süreçler ortadan kalkar.

Freud’un öne sürdüğü yaşam enerjisini niteleyen libidonun doyurulmamasından kaynaklanan bazı dönemsel saplanmaların ve tatmin sağlayamayan enerjinin simgesel düzeyde gerçekleştirilmesini amaçlayan yöntem olarak da tanımlayabiliriz. Yöntem saplanma ve engellenme sonucu, oluşturulması gereken bilişsel veya algısal süreçlerin yeniden bilinç düzeyinde psikoz olarak boy göstermesini yok etmeye yöneliktir. Libidonun saplandığı dönemden ayrılması ve dış dünyaya aktarılması sonucu Ben’i gerçeklikten ayrılan sınırın da başkaları ile oluşturulan karşılıklı ilişkilerin de yeniden oluşumu sağlanmaktadır Burada çok yönlü ve karmaşık olan şizofreninin tedavisinin bu yönteme indirgenmesi ve kesin sonuç verdiğini iddia etmek söz konusu değildir. Ancak onun çok önemli bir aşamasını oluşturan ‘benlik parçalanması’ ya da ‘benin oluşumu’ nu adım adım gerçekleştiren olguların açıklanması sağladığı da bir gerçektir. Ben oluşumunun gerçekleşmesi; kendi sınırlarını bilebilme, dış dünyanın kendisinden bağımsızlığı farkındalığı, ben ve diğerleri ayrımını yapıp ilişki kurabilmeyi ve özerkleşebilmek gibi birçok olguya hizmet etmektedir.

Yöntem, ilk defa Renée üzerinde denendiğinden bazı gerilemenin önüne geçilememiştir. Oral dönemde bir saplantısı olduğu bilinip onun üzerinde çalışıldığı bir dönemde fetal döneme doğru bir gerileme gerçekleşti. Bu geçiş belki önlenemedi ancak kişiliğin parçalanması ve buna bağlı olarak kişiliğin oluşumu hakkında bilgi edinmemizi sağladı. Ayrıca şizofrenik parçalanma süreci ile Piaget’ in bahsedilen süreçleri arasındaki bağ kanıtlanmış oldu. Örneğin ergenlik dönemiyle birlikte sorumluluğun artması ve anneden, bakım verenden uzaklaşmanın reddedilmesi sonucu psikozların gerçekleştiği bir dönem vardı. Burada kişi, sütten kesilmeyi kabul edemediği (gizil enerjilerin etkisiyle) ve anneden ayrılıp toplumsal ilişkiler için esneklik gösteremediği bir döneme girmişti. Aydınlanma Sistemi adı verdiği bir cezalandırma buyruğu altında hissettiği dönemde yemek yemeği reddetmiş, mahrum bırakmıştı. Kendini buna benzer başka şekillerde cezalandırmıştı. Bunu engelleme noktasında kendisini simgelen oyuncak bir ayıyla başlayıp oyuncak bebeklere doğru seyreden bir aşamadan geçerek önce zarar vermeyi engelleyen sonra da özümseme ve uyum sağlayacak simgesel bağlantılar kuruldu.

Adüalizm, animist dönem özellikleri, mazohizm, senkretik algılama benliğin parçalanması/yeniden oluşumu üzerindeki etkileri kitapta ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir. Bu kavramların etkisiyle özümseme ve uyumlama yapamayan kişi otizm ile kendini kapatarak soyutladığı dönemi bu teknikle atlatmıştır. Piaget’in mantık öncesi dönemi tanımlarken en önemli evre olarak nitelendirdiği ‘Benmerkezcilik’ çok ince ayrıntılar ve önemli paralelliklerle ifade edilmiştir. Ben’in dış dünyadan farklı görülmesi, oyuncak bebek gibi simgesel bir varlık sayesinde de olsa anne sevgisi ve oral dönemdeki saplantının simgesel düzeyde karşılanması sonucu aşama aşama saplanmış güdüler doyuma ulaştırıldı. . Gerçekliği saplanmalar ve engellemeler sonucu küçük bir çocuk olarak gören birey, zor da olsa toplum tarafından görülen gerçekliği kabul edebilir hale geldi.

Simgesel Gerçekleştirme tekniğinin; parmak izi kadar farklılık gösterebilen ve kesin açıklamalar, kesin tedaviler sunmakta hala zorluk çekilen bu rahatsızlığın kökünden çözmesini sağlamak, herkes de Renée gibi etkili olmasını beklemek mümkün değildir. Yine de benlik oluşumu kökenli birçok rahatsızlığın çözümüne katkı sağladığını veya sağlayacağı konusunda büyük ilgi gördüğü açıktır.

Renée’nin birinci kısımda anlattığı ve yorumlama kısmında yer verilmeyen bir noktaya dikkat çekmek isterim. Beslenmeyi reddettiği, buna hakkı olmadığını ve cezalandırılacağını düşündüğü dönemlerde yiyebildiği tek bir şey vardı: Kendisinin ağaçtan henüz koparıp yiyebildiği elma. Bunun dışında iletişim kurabildiği tek kişi olan terapistinin/annesinin (kendisi o şekilde anlamlandırıyordu) getirdiği elmaları bile kabul edemiyordu. Onun getirdiği elmaların gerçek olmadığını belirterek reddediyordu. Ağaçtan koparılan elmaları tükettiğinde kendi ülkesinde, kraliçesi gibi hissettiği kendi ülkesinden gelmiş gibi suçluluk duymaksızın doymuş hissetmekteydi. Benzer şekilde, fizyolojik bir rahatsızlık geçirerek dayanılmaz ağrı çektiği bir evrede morfin gibi güçlü ağrı kesicilerin uygulanması sonucu rahatlama hissini ifade ederken yeşilin içinde hissettiğini ifade etti. Bir gölün içerisine sokulduğunu, etrafının yeşil bir huzurla kaplandığını ve anne karnına dönüş gibi bir kucaklamaya yaşadığına vurgu yaptı. Yapay olan, yapmacık gelen, rol yapıyormuş hissi doğuran her şeyden rahatsız oluyor ve ilişki kurmayı reddediyordu. Hatta yapmacık olmadığını bildiği halde kendisinde yapmacıklık hissettiği herhangi bir durumda kendisini yok etme dürtüsü(birincil mazohizm) ile karşı karşıya geliyordu. Daha önceden de belirtildiği gibi bu denli baş edilmesi zor bir rahatsızlığın profesyonel destek almadan, teknik ve yöntemlerle halletmeye çalışmak sakıncalı ve tehlikelidir. Mutlaka destek alınmalı takip edilmelidir. Ancak yapılan yüzlerce çalışmaya rağmen gizemini koruyan şizofreninin 1940’larda yazılan bu kitabın içerisinde bile iyi hissedebilmeyi açıklayan Renée bu belli başlı tanımları kullanıyor. Şüphesiz ki tedavi olmak, huzurlu hissetmek ve yapay olandan uzaklaşmak gibi ihtiyaçların karşılanması gerekiyor. İyileşmek hakkında daha çok şey keşfedebilmek için belki de ait olduğumuz o ilk yere dönmek gereklidir: Doğa’ya.


Bunları beğenebilirsiniz.

Image

Otomatik Portakal

Seçme şansın olmadan yaptığın ahlaklı şeyler, seni iyi biri yapar mı?Bir katil, birilerinin canına kast ettiği için mi katildir yoksa bu eylemi gerçekleştirdiği için mi?

Image

Hızlı ve Yavaş Düşünme

klın, rasyonel gibi görünse bile ne derecede yanlılık gösterebileceğini ve farkında olmadan biriktirdiğimiz beklentilerin aslında ne ölçüde mantık dışı olabileceğini göstermektedir.

Image

Akış: Mutluluk Bilimi

“Bir anlamda her insan kendi kişisel varoluşunun tarihçisidir.” Prof. Dr. Mihaly Csikszentmihalyi

arrow-up icon