Okunuyor:
Duygular İnsan Yaşamında Neden Önemlidir?
Paylaş:
Image

Duygular İnsan Yaşamında Neden Önemlidir?

İdil Çıtak
1 ay önce

Duygular doğduğumuz andan itibaren gelişen, insanı insan yapan en doğal özelliklerdir. Duygularımız aynı zamanda hem içsel hem de çevresel olaylara verdiğimiz ruhsal tepkilerimizdir. Öte yandan insanların birbirleriyle sağlıklı iletişim kurabilmesinin de en birinci koşuludur. İstisnasız her insan sevinmek, üzülmek, mutlu olmak, öfkelenmek, aşık olmak, kaygılanmak, neşelenmek gibi duygulara sahiptir. Bu duyguları farklı yapan ise her duyguyu, her bireyin yaşama ve yansıtma biçimidir. İşte tam da bu noktada karakter devreye girer. Bazı insanlar daha uç noktalarda gezerken, bazı insanlar ise hislerine daha çok gem vurabilir. Duygular kişinin yaşamına yön veren özelliklerdir. Olumlu olduklarında yaşama olumlu özellikler katar, olumsuz olduklarında ise yaşamın her alanında kendini gösterebilirler. İnsanlar, duyguları hissedebilmek için biyolojik olarak yeterli bir donanıma sahiptir.

 “Hepimiz kendi havamızı yaratır, duygusal evrenimizde gökyüzünün rengini kendimiz belirleriz.” – Fulton J. Sheen

Duyguların nasıl yaşanacağını, hangi davranışları etkin hale getireceğini, bir duyguya hangi duygunun eşlik edeceğine, duygunun ne kadarının ifade edilebileceğine sosyal ve kültürel çevre şekil vermektedir. Ancak bunlar bile tek başına duyguların belirleyicisi değildir. Farklı biyolojik düzeneklerin işlemesiyle duygular yaşanır. İlk başta beyinde oluşmasına rağmen, biyolojik düzeneklerle vücudu etkilemektedir. Duygular beyinde başlayan, farkına varılan ve sinir sistemi aracılığıyla bedene yansımaları olan şeylerdir (Oatley & Jenkins, 1996). Bir insanın yaşadığı duygunun karşıdaki kişi tarafından farkına varılması, anlaşılması ve hissedilmesi karşı tarafın davranışlarına da etkileyen bir unsur haline getirir.

Duyguları kavramsal olarak tanımlamada güçlüklerle karşılaşılmasına rağmen bilimsel olarak duyguları tanımlamaya ihtiyaç duyulmaktadır. Duygu; genel anlamda bireyle ilişkili öznel yaşantıları, birey için önemli olan olaylarla ilişkili olarak bireyin neler yapabileceğini, bağlamın değerlendirmesini içeren, tanımlanabilir dönemleri olan bir süreç olarak ifade edilebilir. Duygu bireyin harekete hazır olmasına, önceliklerini belirlemesine ve planların yapılmasına öncülük eder. Duygulara bedensel değişimler, duygusal ifadeler (sözel ve sözel olmayan) ve hareket tarzları gibi öğeler eşlik eder. Duygu öğeleri arasındaki ilişkilerin nasıl ortaya çıktığını açıklamak için yapılan bazı araştırmalar, bu öğelerin bazen iç içe olduğu, bazen aralarında hiçbir ilişkinin olmadığı, bazen duygunun öznel yaşandığı ve buna zaman zaman bedensel değişimlerin eşlik ettiği bir örüntüyü ortaya koymaktadırlar. Bunun nedenlerinden biri; bilişsel, bedensel ve sözel olarak ifade edilmeleri sırasında duyguların farklı işlevlere sahip olmaları olabilir. Duyguların temel noktası, hazır bulunma için değişim, bazı hedeflere diğerlerine göre öncelik verme ve sosyal ilişkilerde araç olarak kullanılmayı gerçekleştirme olarak görülmektedir. Yüz ifadeleri ve birçok bedensel değişim genellikle birkaç saniye içerisinde oluşmaktadır (Oatley & Jenkins, 1996).

Hayatımızın belli dönemlerinde duygusal bakımdan tıkandığımızı hissedebilir, hislerimizi nasıl ifade edeceğimizi bilemeyebiliriz. Ruh halimizi tanımlamakta güçlük çekebilir, hissettiklerimizi hatlarını kestiremediğimiz bir hayaletten ibaret sanabiliriz. Mesele şu ki farklı nedenlerle hayatımızın belli dönemlerinde duygularımızı bastırırız. Ve biz ne olduğunu anlamadan bastırılan bu duygular zaman içinde ya ruhsal ya da fiziksel bir rahatsızlık olarak karşımıza çıkar. Bu açıdan duygu ifadesinin zihinsel ve bedensel sağlığımız üzerinde etkisi büyüktür. Duygularımıza direnmek düşündüğümüzden daha kötü bir kavramdır. Duygular döngüsel olarak tasarlanmıştır. Hissedilmeli, ifade edilmeli, boşaltılmalı ve tüketilmelidir. Duyguları hissetmemeye çalışmak acı ve baskı yaratır. Acı ve baskı, olumsuz duygulara kıyasla daha hasar vericidir.

Duygulara direnmek, hem fiziksel hem de zihinsel olarak, çok fazla enerji gerektirir. Vücudumuzdaki normal enerji akışıyla savaşmak, yer çekimine karşı gelmek ya da akıntıya karşı yüzmek gibidir. Duygularımıza direndikçe ve onları boşaltmadıkça vücudumuzun doğal, döngüsel enerjisi bizi bunaltır. Bireyin bu evrensel akıma direndiğinin belirtileri; hastalıklar, acı ve vücuttaki hasarlardır. Birey acı çektiğinde, aklı ve duyguları acı çektiği derecede etkilenir. Duygularımız, vücudumuzda hissettiğimiz his olarak algıladığımız somut tecrübelerdir. Hislerimizi vücudumuzda yaşadığımız fiziksel tecrübeler olarak adlandırabiliriz. Zihinsel açıdan nitelendirebileceğimiz tecrübeler ise duygu olarak adlandırılabilir. Duygular ve hisler arasındaki bağlantıyı anlamak önemlidir. Hislerimiz, duygularımızın yaratıcısı ve yönlendiricileridir. His ve sezgilerimiz olmadan duygularımız da olmaz. Duygularımız, vücudumuzdaki his ve sezgilerle direkt olarak bağlantılıdır. Bununla birlikte, çoğu insan bu bağlantının farkında değildir. Duyguları açığa vurmak, onları bastırmaktan daha iyidir ve duyguların farkında olmak ve ifade etmek, bedene doğruluk ve gerçeklik akışını sağlamaktadır. Bununla birlikte, duygular çok kuvvetli olduğunda onları açığa vurmanın, iç ve dış karmaşalara neden olduğu görülmektedir. Dış karmaşa; güçlü duygular yaşandığında, soğuk, tepkisiz, duygusal yönden yetersiz bireylere yönlendirildiğinde, içinde bulunulan duygu durumundan karşıdaki sorumlu tutulmaya çalışıldığında ve karşıdan yeterli tepki alınmadığında ortaya çıkmaktadır. İç karmaşa ise bireyin kendisinin başlattığı veya birinin acı çekmesine neden olduğuna inandığı zaman oluşmaktadır ki bundan dolayı birey utanç ya da suçluluk duyguları yaşayabilmektedir. Çoğu zaman bu güçlü duygular, içinde bulunulan duygulardan dolayı çevredekilerin suçlanmasına (beni kızdırıyorsun, beni ağlattın vb.) ve birilerinin duygularını kontrol edip yönettiğine inanma tuzağına düşülmesine neden olmaktadır (Çeçen, 2002).

Eğer duygular, içe ve dışa dönük karmaşalara neden olduğu için dışa vurulmaması ve bastırılmaması gerekiyorsa çözüm nedir? İnsan tek başına mağarada mı yaşamalı? Kişi ancak duygularını belirli alanlara yönlendirip yönettiğinde, bu duyguların yaratacağı olumsuz etkilerden kısmen de olsa uzaklaşabilir. Birey duygularını dışarı vurduğunda duygularının anlaşılmasını ve değer verilmesini beklemektedir. Duyguların dışa vurumu, onların diğer bireyler tarafından anlaşılmasına ve duygusal mesajların eyleme dönüştürülmesine bağlıdır.

Güçlü duygular aynı zamanda büyük miktarda enerjiyi beraberinde taşımaktadırlar. Bundan dolayı organizmanın enerji depolarıdır. Eğer bu duygular kabul edilip, onların taşıdığı enerji iyi bir biçimde yönlendirilebilirse ve onları anlamak için zaman ayrılırsa bütün duygular bireyin kullanımına verilen araçlar haline geleceklerdir. Böylece birey, olumsuz duyguların taşıdığı enerjiden dolayı ortaya çıkan ürkütücü sinyallere karşı şaşkın, ne yapacağını bilemez bir hale gelmeyecektir. Örneğin, öfke ve kızgınlık bireyin algı alanının sınırlarını daraltarak daha güçlü korunmaya yönelik yapılanmayı sağlayacak şekilde enerjiyi dağıtmaktadır. Üzüntü ve hayal kırıklığında enerji içe çekilerek, bu enerjinin içimizde iyileştirmeye yönelik olarak akışını sağlamaktadır. Böylece karmaşık olumsuz duygular yönlendirilerek, kabul edilebilir forma dönüştürülmeye çabalanır. Eğer olumsuz duygular göz ardı edilip yalnızca olumlu duygularla ilgilenilirse, birey doğal olanı yaşayamayan, yüzeysel ve mekanik bir yaşantı şekline sahip olur. Benzer şekilde olumlu duyguların görmezlikten gelinmesi ise duyguların taşıdığı enerjinin içe yönelip bireyi kuşatmasına neden olur (Çeçen, 2002).

 “Mesele, duyguları aklımızdan söküp atmak ya da arkalarına saklanmak değil, bunları kabul ederek yaşamak ile ilgilidir.” — Carl Rogers

Duygular düşüncelerden bağımsız harekete geçmemekte ya da birbirinden çok farklı yapılar olarak işlevlerini sürdürmemektedir. Tam tersi duygular ve düşünceler birbirini tamamlayan süreçler olarak fonksiyon görmektedirler. Birey yaşantısında kararlar verirken inanılanın aksine yalnızca mantığını kullanarak değil, aynı zamanda duygularını da işin içine katarak daha etkili kararlar verebilir. Böylece duygu ve mantık uzlaşması sağlanacak, bireyin hissettikleri ile nesnel yaşam daha fonksiyonel olarak kullanılabildiği için yaşam kalitesi artmış olacaktır.

Kısaca, olumlu ya da olumsuz tüm duygular bireye aittir ve birey bunlarla yaşamayı öğrenmelidir. Birey bu duyguları doğru zamanda, doğru şekilde yönlendirerek hem toplum içinde hem de kendi içinde daha olumlu, daha yapıcı, anlaşılabilir, verimli ve üretken olarak hayatını devam ettirebilir (Lewis,1993).

KAYNAKÇA

Çeçen, A. R. (2002). Duygular İnsan Yaşamında Neden Vazgeçilmez ve Önemlidir? Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9(9), 1-7.

Lewis, M. (1993). Handbook of Emotions. New York: The Guilford Press.

Oatley, K. & Jenkins, M. J. (1996). Understanding Emotions. Cambridge, MA: Blackwell Publishers.


Bunları beğenebilirsiniz.

Image

PsikoPress Yapımı Sihirli Değnek: Terapi Odası

Her öyküye değil, çoğu zaman tamamlanamamışlara kalem tutar terapi odaları. Tamamlananlar sıcak bir gülümseme eşliğinde anılarda tazelenirken ...

Image

Rakamlarla Dünyada Kadın Olmak

Şiddet, birey üzerinde fiziksel bir gücün ya da iktidarın kasıtlı bir biçimde uygulanması sonucu psikolojik hasara, ölüme veya fiziksel yaralanmaya yol açmasıdır.

Image

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Yaygın anksiyete bozukluğu, DSM-IV’te sosyal işlevleri etkileyen, bireyin günlük hayatını güçleştirecek yaygın ve sürekli olarak devam eden endişe hali olarak tanımlanmıştır.

arrow-up icon