Okunuyor:
Görmek İstenilen, Aslında Olan: Toplumsal Cinsiyet
Paylaş:
Image

Görmek İstenilen, Aslında Olan: Toplumsal Cinsiyet

Avatar
1 hafta önce

Sen kadınsın, ben erkek. Bizi birbirimizden ayıran sence ne? Sorunun yalnız bir cevabı var, biyolojik farklılıklarımız. Peki, sadece bu kadar küçük bir sebep bizim çok farklı olduğumuzu öngörebilir mi? Toplumun en küçük yapı taşından, dünya gündemine kadar kadın ve erkek olarak bizlere aramızdaki farkın aşılmaz olduğu, bambaşka olduğumuz söylendi. Oynadığımız oyuncaktan, sevmemiz gereken renge, mesleğimizden, dış görünüşümüze kadar belirli algılar yaratıldı ve ardından ilerledik. Aslında kadın ve erkek olmak hiçbir zaman bu kadar farklı olmadı.

Kadın ve erkek terimleri yalnızca biyolojik boyutları ifade eder. Toplumsal cinsiyet kavramı, “uygun olan” ve “uygun olmayan” ifadeleriyle erkek ve kadının biyolojik farkına dayandırılarak oluşturulmuştur. Cinsel kimlik, erken yaşta oluşur ve biçimi sadece iki cinsiyetin var olduğunu kabul etmek bunlardan birinin de kendisi olduğunu bilmektir. Cinsiyetin getirdiği bir fark olmamasına karşın, gerek aile, gerekse sosyal çevrede öğrendikleri belirli davranışlarla hemcinslerine yakın, karşı cinslere ise uzak tavırlar sergilemesine neden olur. Bu tutum zamanla ön yargı ile oluşan bir ayrımcılığa dönüşür. Cinsiyet rolleri ailede öğrenilir. Çocuğun istekleri doğrultusunda değil de cinsiyetine göre renk, oyuncak gibi seçimlere pekiştirilir. Çocukluk döneminde oyun arkadaşı seçmek, oyuncak seçmek gibi şeylerle başlayan bu durum yetişkinliğe gittikçe iş, kabul görülmek gibi durumlarla karşımıza çıkar (Vatandaş, 2007).

Toplumsal cinsiyet rollerinin ve bu rollerin hayatımıza eşitsizlik niteliği kazandığı alanlar eğitim gibi en temel kavramdan, ekonomik, cinsel, sosyal birçok alanda karşımıza çıkmaktadır. Okur-yazarlık oranında kadınların çok düşük olduğu bilinen bir gerçektir. Kadınların eşlerine bağımlı bir hayat idame ettirmesinde en büyük sebeplerden biri eğitimden mahrum bırakılmasıdır. Ekonomik alanda ise bir erkeğin moda ile ilgilenmesinin garip karşılanması, iş yüklerinin ağır olması gibi eşitsizlikler söz konusuyken kadınların otomobil tamiri gibi alanlarda çalışması garip karşılanır. İşçi alımında birçok ayrımcı tavır hala dünya üzerinde oldukça sık görülen bir durumdur. Cinsel anlamda, cinselliği öğrenmek ve özgürce yaşayabilmek konusunda toplumsal baskı kadınların üzerinde erkeklere nazaran çok daha fazladır. Kadın bu durumda arzularını bastırmak zorunda bırakılır. Sosyal bağlamda, erkekten sürekli bir maddi kazanç beklenmesi, duygularına istediği gibi yön vermesine müsaade edilmemesi (ağlamak) gibi sebeplerle olumsuz bir bakış açısı vardır (Bal, 2014).

Yarattığımız bu algılar neticesinde, erkekten ve kadından beklentilerimiz, onların kim ve nasıl olduklarıyla değil, bize öğretilen doğrultusunda nasıl olması gerektiğiyle alakalı bir hal almıştır. Cinsiyet sadece biyolojik bir farktır. Dünyaya nasıl baktığımız ise bizim seçimimiz... Kadın ve erkek olmamız bize biçilen rollerle sınırlandırılamayacak kadar özeldir.


KAYNAKÇA

Vatandaş, C. (2007) Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Rollerinin Algılanışı. Sosyoloji Konferansları Dergi Park, 29-56.

Bal, M. (2014) Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğine Genel Bakış. Kadın Sağlığı Hemşireliği Dergisi, 1(1):15-28.



Bu içeriği paylaş:


Bir yorum yapın (Lütfen önce oturum açın.)