Okunuyor:
Kendi Kendine Psikanaliz
Paylaş:
Image

Kendi Kendine Psikanaliz

Zirve Paşa
2 yıl önce

“İnsan kendini tanıyabilir mi? Ya da başkalarını? Ya da tanımalı mı? Peki kendini tanımak nedir? Tanınacak olan ‘kendi’ nedir?”

Bu incelememizi; ister kendini analizde ister bir terapistle yürütülen çalışmalarda isterse de içsel ve dışsal tatminleri sağlamak için yaşam boyu süren bir analizde ‘tanınacak olan kendi’ nin ne olduğunu bilerek yaşamanın o eşsiz nimetlerinden yararlanabilmenin kılavuzunu sunan bir kitaba ayırdık: Kendi Kendine Analiz.

Karen Horney, bir analistin, danışanı kendisinin gitmek istediğinden daha ileri götüremeyeceğinden bahseder. İyileşmek, kendinin potansiyelini tam olarak gerçekleştirmek, yaşamdan zevk alabilmek ve tatminkâr bir yaşam sürmek herkesin ulaşmak istediği raddelerdense niçin sonuçlar farklı olmaktadır? Niçin bazıları verimli sonuçlara ulaşırken bazıları zorlanmaktadır? İnsan bile isteye kendi kendinin sonunu mu getirmek ister? Elbette ki istemez. Burada gözden kaçırılan nokta, bilinç düzeyinde işleyen arzuların bilinçaltında aynı dille konuşmamasıdır. Kitap psikanaliz yöntemiyle bu dili anlayabilmek için birçok örneğe yer veriyor. Daha ziyade, bu dili kavrayarak bire bir kendimizin muhatabının yine kendimiz olabilme olanağını sunuyor. Psikanalizde; danışanın ve danışmanın rolünü, direnmelerin akıbetini, süreç hakkında bilinmesi gereken neredeyse her ayrıntının bilgisini verme bakımından adeta bir psikoterapi tekniklerine giriş ders kitabı niteliği taşıyor. Kendi kendine analizin başarılı bir sonuç verdiği, hastalıklı bir bağımlılığı olan Clare adında bir örnekle de tüm bunları bütünleştirerek kavramları pekiştirmiştir. Sınırlılıklarına, avantajlarına ve dezavantajlarına da değinerek kendini analizin boyutlarını tanıtmıştır.

Hayatı değiştirecek bir konuşma fırsatını kaygı yüzünden kaçırmak, topluluk önünde performans sağlayamamak, hiç istenmediği halde patlayan öfke veya ağlama krizleri… Sebebi bilinmeyen terler içinde uykuyu bölen rüyalar, zarar verdiğini bile bile ‘sevgi’ olduğu sanılıp kesilmeyen hastalıklı ilişki, ara ara kendini belli eden mutsuzluk hali, çok istendiği halde kurulamayan sosyal ilişki ve belki de bulmak için çırpındığı halde ulaşılamayan gerçek benlik… Tüm bu ve bunlar gibi örnekler var ama belli bir irade ile seçimlerimizin kontrolünün elimizde olduğunu sanırız. Ya da dış koşullara ve durumlara bağlarız. Yalnızlığı biz tercih ederiz, hassasızdır, sadece bir rüyadır ya da o kadar önemli olmadığı için konuşmayı tercih etmeyiz. Çalışmalar haklı olmadığımızı gösteriyor.

Horney’e göre her insan az ya da çok birtakım nevrotik eğilimlere sahiptir. Semptomların giderilmesi rahatlama sağlayabilir ve özellikle durum nevrozu gibi koşullar altında kısa süreli çözümlere ulaştırabilir. Durum nevrozu, belli düzeyde ortamın güçlüklerinden kaynaklanan ve tüm nevrozlar gibi bilinç düzeyinde algılanıp çözülmediği sürece varlığını sürdüren bir rahatsızlıktır. İnsan nevrotik olmasa da bir durum nevrozuna sahip olabilir. Ancak sorunun özüne inilmediği sürece birbirine bağlı başka sorunlar da ortaya çıkacaktır. Bu nedenle semptomları oluşturan ve bilince itici bir güç oluşturan nevrotik eğilimlerin keşfedilmesi gereklidir. Bazen bu eğilimin algılanması, kişilik bozukluğundaki itici bir gücü algılamak demektir ve bu bilgi kendi içinde belli bir terapi niteliği taşır. Bu algılama dış koşulları değiştirmeyecektir ama dış koşullardan bağımsız bir durumu değiştirme imkanımız olduğunu bilmek ipleri tekrar elimize almanın umudunu verecektir.

Bu algılanma üç evre ile gerçekleşir:

Eğilimin nedenlerinin,

Dışavurumlarının ve sonuçlarının anlaşılması,

Bu eğilimin kişiliğin diğer parçalarıyla, diğer nevrotik eğilimlerle olan iç ilişkilerinin anlaşılması.

 

Nevrotik eğilimler genellikle birçok durumla iç içedir. Kişinin birincil görevi kendi üzerinde ciddi olarak çalışarak bu düğümleri keşfetmesidir. Bunun için de bireyin, kişiliğini oluşturan parçaların gerçekten orijinal parçalar mı yoksa nevrotik eğilimin doğrultusuyla oluşturulan bir temele dayanmış olduğunu merak etmesi gerekir. Çünkü yazarımızın da belirtiği gibi merak etmeye başlamak bilgeliğin temelidir. Analizde önemli olanın kişinin iç gözlemlerini benimseme yetisidir. Gerçek zorluk ise zihinsel kavrayış değil kişinin kendi direnmeleriyle uğraşma sorunudur. Burada Horney’in de belirttiği gibi asıl soru şudur:

Bir insan kendi direnmelerinin üstesinden gelebilir mi?

İster kendi kendine analizlerde, isterse de bir terapist desteğiyle olan analizlerde nevrozlara ulaşmanın yolu serbest çağrışım yolundan geçmektedir. Yine her iki yöntemde de bireyin kendi kaynaklarını yoğun bir dikkat ve enerjiyle kullanması gerekli olduğu gerçeği söz konusudur. Serbest çağrışım yöntemi, sıkıntı yaratan bir durum ile ilgili akla gelen her öge, düşünce ve duyguyu hiçbir yargılama, yargılanma korkusu olmaksızın ya da mantık ilişkisi kurmaksızın dürüst ve özgürce ifade edebilme yöntemidir. Bu yöntemin ilk aşaması olan çağrışım esnasında mantık tamamıyla devre dışı kalmalıdır. Geleneğe ya da kendi standartlarına göre hissetmesi gerekeni değil gerçekte hissedilen şeyi dile getirmek önemlidir. Her ne kadar mantık ilişkisi kurmaya çalışıp bilincin devreye girme isteği olsa da buna karşı çıkıp duyguları için özgür bir alan yaratmaya çalışmalıdır. Özgür çağrışım, özü gereği “kendiliğindenlik” anlamını karşılamak zorundadır. Sonuç itibariyle kendisinde olan coşkusal duyguyu ve yoğunluğunun tamamını algılayabilmek nihai hedeftir.

Olunmayan biri gibi hissetmek, ait olmadığı bir hayatı yaşadığını düşünmek, hak edilen muamelenin bu olmadığını düşünmek, memnun olmadığı her duruma katlanmak zorunda olmak bireyi her bakımdan aşağı çeken duygulardır. Her insan bunlardan kurtulmayı ister. Fakat bunları yoğun bir arzu ve niyet ile değiştirmek için yapılan her girişim kişinin direnciyle karşılaşabilir. Sanıldığı kadar kolay ve kısa bir yol olmayabilir çünkü tüm bu inançlar belli bir amaca hizmet ediyor olabilir. Sonradan keşfettiğimiz, sonradan aydınlanma yaşar gibi algıladığımız bir şeyden koruyor olabilir. Direncimiz bu yüzdendir. Ancak tüm bunlar sunidir. Gerçek olmayan şeyler hissettirdiği tüm gerçeklik duygusuna rağmen mutlu hissetmeyi engelleyen bir pus gibidir.

Bu sebeple tüm dirençlere, zorluklara ve sonuç alabilmenin uzun bir zamana yayılma ihtimaline rağmen kişinin güvenli bölgesinden çıkıp bilinmeze gider gibi yol alma girişimi hak eder. Terk ettiği bu konfor alanı ve statükoyu koruma ihtiyacı ancak o zaman gerçek bir iç özgürlük, huzur ve güce dönüşecektir. Yazarın kullandığı dostluk örneği durumu güzel açıklamaktadır. Kendi kendine analizi, kazanmak istediğimiz bir dostluk için verdiğimiz emek gibi düşünebiliriz. Tıpkı yeni bir dostluk kazanmanın; zaman ayırabilmek, üzerinde ciddi ciddi kafa yormak, bütün samimiyetiyle sorunları dinlemek, bütünüyle onun iyiliğini istemek her ihtiyaç anında sorununa duyarlı olabilmek, rüyalarını ve ani duygu değişimlerinin anlamlarını birlikte sorgulamak gibi özellikleri vardır. Güven kazanmanın, sıkı bir ilişki kurmanın ya da karşımızdaki insanın bizi ne zaman koşulsuz bir sevgiyle kucaklayacağını bilmenin zamanı veya bir formülü yoktur. Ancak tüm bu belirsizliğe karşın net olan bir şey vardır. Günün sonunda kazancınız gerçek bir dosttur ve bu dost belki de hayat boyu ebedi olduğundan emin olduğunuz, her an bütün içtenliğiyle sizinle yaşamak zorunda olan kişidir: Gerçek benliğimiz.

Keyifli Okumalar Sevgili Okur…

*Not: İtalikle yazılı kısımlar kitaptan olduğu gibi alıntılanan kısımlardır.


Bunları beğenebilirsiniz.

Image

Otomatik Portakal

Seçme şansın olmadan yaptığın ahlaklı şeyler, seni iyi biri yapar mı?Bir katil, birilerinin canına kast ettiği için mi katildir yoksa bu eylemi gerçekleştirdiği için mi?

Image

Hızlı ve Yavaş Düşünme

klın, rasyonel gibi görünse bile ne derecede yanlılık gösterebileceğini ve farkında olmadan biriktirdiğimiz beklentilerin aslında ne ölçüde mantık dışı olabileceğini göstermektedir.

Image

Akış: Mutluluk Bilimi

“Bir anlamda her insan kendi kişisel varoluşunun tarihçisidir.” Prof. Dr. Mihaly Csikszentmihalyi

arrow-up icon