Okunuyor:
Nasıl Aşık Oluruz?: Feromonlar..
Paylaş:
Image

Nasıl Aşık Oluruz?: Feromonlar..

Avatar
3 ay önce

Sezen Aksu’nun en bilinen şarkılarından birinde ‘Ben her bahar aşık olurum’ dediği gibi, neden bahar aylarında daha sık aşık olasımız gelir?

Bunun tüm sorumlusu hormonlar. Koku; bir duyu olmanın ötesinde, sosyal etkileşimimizi sağlar ve uyarılmamızda da önemli bir role sahiptir. Kokunun az bilinen bu yönü “feromonlar”.

Feromonlar ilk olarak 1959 yılında Peter Karlson ve Martin Lüscher tarafından dişi bir ipek böceğinde keşfedilmiştir. Yunanca “pherein” iletmek ve “hormone” hormon kelimelerinin birleşimi ile adlandırılmıştır. Hayvanların havadaki feromonları algılamasını sağlayan “Jacobson organı” Ludwig Jacobson tarafından keşfedilmiştir. Ancak bu organ henüz insanlarda bulunamamıştır. Feromonların insanlarcanasıl algılandığı tam olarak bilinmiyor. Bu nedenle feromonlar ve insanlar üzerinde çalışmalar günümüzde devam etmektedir.

Koku, çevre hakkında bilgi toplamak için oldukça hızlı bir araçtır. Koku sistemi feromonları türler arası iletişimi sağlayarak hormonal değişiklikler, uygun eş seçme, saldırganlık gibi içgüdüsel davranışları uyararak (Malnic vd.,2004) türlerin duruma, çevreye uygun karar vermesini ve davranış sergilemesini sağlamaktadır. İnsanlarda feromonların algılanmasını sağlayan, temel koku sisteminin dışında bir de aksesuar koku sistemi olduğu ileri sürülmekte ve buna “vemoronazal sistem” denilmektedir. İnsanda vemoronazal sistemin anne karnında iken var olduğu ancak gelişim sürecinde gerilediği düşünülmektedir.

Feromonları algılayan vomeronasal organ tüm memelilerde, amfibilerin, sürüngenlerin burun epitelinde varlığı kanıtlanmış ve türler içi davranışları düzenlemede önemli rolü olduğu belirlenmiştir. Koku inhalasyonla burun mukazasından kan dolaşımına girebilmektedir. Böylece koku duyusu ile nörolojik ve sinirsel aktivasyon gerçekleşmektedir (Jhonson, 2011).

Hissedilemeyecek bir kokusu olan ve uçucu nitelikteki kimyasal bir salgı olan feromon vücuttan ter ve idrar yoluyla dışarı atılır. Direkt olarak algılanamayan bu hormonun aşkın başlamasına neden olduğu, salgının artmasıyla birlikte aşık olmayı sağladığı belirtilir. Aşık olunduğunda başlayan psikolojik süreç feromon salgısının artmasıyla paralel olarak artar.

Bahar ve yaz aylarında daha sık terlediğimiz için vücudumuz feromon dediğimiz kokulu seks hormonlarını daha çok dışa pompalar. Her kişinin kendine özgü bir feromon kokusu vardır. Şakakların hemen yanında bulunan temporal lob koku duyusunun kaydedildiği merkezdir. Koku alma epitelinde burun mukusunda eriyen koku maddeleri ile teması sağlayan milyonlarca koku alma nöronu bulunmaktadır. Koku önce bu koku duyu nöronları tarafından saptanmaktadır. Ardından bu nöronlar beyindeki koku alma ampulüne sinyaller göndermektedir. Koku bilgileri talamusa uğramadan kokunun duygusal ve fizyolojik etkilerine aracılık eden limbik alanlara, feromonlara hormonal ve davranışsal tepkiler üretmek üzere iletilmektedir (Herz vd., 1996). 

Feromonların insanlar üzerindeki etkisi hakkında ilk bilimsel çalıma 1995’te Claus Wedekind tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada erkeklere daha önce kullanılmamış ve aynı fiziksel özelliklere sahip tişörtler verilmiştir. Erkek deneklerden bu tişörtleri üst üste iki gece uyurken giymeleri istenmiş ve bu arada kokulu temizlenme ürünleri, parfüm ve tıraş losyonları kullanmamaları istenmiştir. Daha sonra sözü edilen tişörtler toplanarak kadın katılımcılara koklatılmıştır. Claus Wedekind bu deneyle koku ile çekicilik arasındaki ilişkiyi yani feromonları belirlemeye çalışmaktadır. 

Çalışma sonuçlarına göre, kadınlar kendi bağışıklık sistemlerinden farklı bağışıklık sistemlerine sahip erkeklerin kokularını daha çekici kokular olarak belirlemekteler. Bunun açıklaması; insan Lökosit Antijen Sistemi (HLA) bağışıklık sistemimizin dış tehditleri algılayıp onlarla savaşmasını sağlayan protein kodlarıdır. Bunlar ne kadar çeşitlilik içeriyorsa bağışıklık sisteminiz o kadar dirençli ve esnektir. HLA’nın koku sistemine nasıl yansıdığı ve algılandığının tam mekanizması bilinmemektedir. Ancak bu deneyde kadınların seçimlerinde kokunun dışında feromon olabilecek insan lökosit antijen sistemi (HLA) algıladıkları  ve kendi HLA sistemlerinden mümkün olduğunca farklı HLA sistemlerine sahip erkekleri çekici buldukları görülmüştür. Buradaki temel amacın, çiftleşerek oluşacak sonraki kuşakların en güçlü bağışıklık sistemine sahip olmasını sağlamaya çalışmak olduğu düşünülmektedir.. Ancak hala bu etkileşimden insan feromonların sorumlu olup olmadığının kesinleşmediğini biliyoruz. 

Bu deneye benzer bir çalışmada ise kadınlara tişörtler koklatılmış, erkeklerin fotoğrafları gösterilmiş ve menstüral dönemleri kaydedilmiştir. Kadınların ovülasyon-yumurtalama dönemlerinde koku yani feromonlardan daha çok yüz simetrisine göre çekiciliği belirledikleri görülmüştür. Diğer bir deyişle üretkenliklerinin zirvesinde iken düzgün genli (simetrik yüz) erkekleri kendilerine eş olarak seçmişlerdir. Kadınlar koklama duyusunu eş seçiminde daha etkin kullanmaktadırlar. Muhtemelen daha iyi koku alabildikleri için... Yani kadınların koku hassasiyeti erkeklerden çok daha fazla ama erkeklerin de koku alarak karşı cinste fark ettikleri bir şey var; kadınların yumurtlama dönemi yani ovulasyon. 

Yapılan bir araştırmada menstürasyon döngüleri sorularak 3 gece üst üste tişört giydirilen kadınların tişörtleri bu sefer erkeklere koklatılmıştır. Sonuçta, erkekler kadınların yumurtalama döneminde giydikleri tişörtü “en hoş kokulu” olarak seçmişlerdir. Bir başka deyişle erkekler yumurtalama dönemindeki kadınları daha çekici bulmuşlardır.

Aşkı başlatan her ne kadar feromonlar olsa da onu uzun ömürlü kılan salgıladığımız oksitosinlerdir. Siz sadece feromonlara aldanmayın. Karşılıklı dokunma, güven ve sadakati sağlayan oksitosinlerinize de kulak verin.

 

KAYNAKÇA:


Atak, H. & Taştan, N. (2012). Romantik İlişkiler ve Aşk. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 4(4), 520-546.

 

Ünver Fidan, R. (2018). Koku Duyusunun Diğer Duyulardan Farkı ve Farklılığın Evrimsel Perspektifle Değerlendirilmesi. Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(35), 743-756.

 

Wedekind, C. & Seebeck, T. & Bettens, F.& Paepke, A. (1995). MHC-Dependent Mate Preferences in Humans. Biological Sciences, 260(1359), 245-249.



 

 

 


Bu içeriği paylaş:


Bir yorum yapın (Lütfen önce oturum açın.)