Okunuyor:
Otomatik Portakal
Paylaş:
Image

Otomatik Portakal

Avatar
Yazar: Zirve Paşa
3 hafta önce

Otomatik Portakal Üzerine:

 Anthony BURGESS

Seçme şansın olmadan yaptığın ahlaklı şeyler, seni iyi biri yapar mı?

Bir katil, birilerinin canına kast ettiği için mi katildir yoksa bu eylemi gerçekleştirdiği için mi? Başka bir tercihi olmadan hırsızlık yapan biri ile bunu keyfi bir tercih ya da arka planda geliştirdiği daha farklı bir güdüyle gerçekleştiren her iki kişi de hırsız mıdır? Hiç istemediği halde mensup olduğu dinin tüm gereğini yerine getiren kişiye dindar diyebilir miyiz? İyi olmak zorunda olduğun için iyi olmak, gerçekten ‘iyi olmak’ mıdır?

Bu analizimizde kült ve oldukça sansasyon yaratmış bir romana yer verdik: Otomatik Portakal. Modern bir klasik olma değeri taşıyan kitap, psikolojik uygulamalar konusunda gereken hassasiyetin gösterilmesi ve ahlaki değerlerin sorgulanması konusunda önemli noktaları tekrar su yüzüne çıkarmasının yanında, kendi etik değerlerimizi ne kadar tanıyarak hareket edebildiğimiz şüphesiyle okuyucuyu rahatsız bir konuma sürüklüyor.

Başkarakterimiz Alex; alışıldık olmayan absürt tarz ve üsluba sahiptir. Kanunen suç işleyen bir çetenin lideridir. Yasal hükümler uygulansa da faydası dokunmamakta ve suçlar hapishanelerde de işlenmeye devam etmektedir. Ardı arkası kesilmeyen olaylara çözüm bulmak amacıyla yeni bir politika denenmeye karar verilmiştir. Ludovico tekniği ile bir çeşit tedavi uygulanarak bedensel etkileri olan suçlu davranışları azaltılması hedeflenir. Psikolojik ve bedensel bir takım koşullanmalar sonucu; şiddet, işkence, tecavüz, eziyet gibi istenmeyen davranışı azaltmak hedeflenmektedir. Bu içerikleri taşıyan videolar gözünü kırpmaya ya da görüntülerden kaçmasına izin vermeyecek şekilde izletilmiş, o esnada da vücuduna acı veren ve mide bulantısına sebebiyet veren maddeler enjekte edilmiştir. Bu klasik koşullanma sonucu birey; adı geçen istenmeyen davranışlardan herhangi biriyle karşılaştığında(ve hata düşündüğünde bile) otomatik olarak kötü hissederek geri adım atacaktır. Alex’i daha da kötü bir durum bekliyordu; bu teknik, yanlışlıklaymış gibi yansıtılsa da en büyük tutkusunu en büyük laneti haline dönüştürecektir: Beethoven.

Kitabın; bazen kullanılan dil bazen de içerisindeki karakterlerin yapısı gereği kendine münhasır bir hitap şekli olmasından dolayı kolay okunabilir olmadığını belirtmek gerekir. Fakat tüm zorluklarına rağmen gerçek hayattan taşıdığı izler, kendi içimizde tanımlamasını kolay sandığımız genel geçer bilgilerin aslında kendi yarattığımız adaletli sistemle ne kadar bağlantıda olduğunu tekrar gözden geçirmek olanağı sunduğundan okunmaya değerdir. Tanımlanması kolay sandığımız bilgiler arasında; suça ortaklığın suç olup olmadığı, kasten zarar verici eylemler veya birilerinin temel haklarına saygısızlık etmenin kötü olup olmadığı gibi bilindik ifadeler vardır. Bu gibi toplum içerisinde yaşamanın temel değerleri arasında sayılabilenler hemen hemen herkes tarafından “bilinir”. Onaylanmayan eylemleri yapmak ya da yaparken görünmek istenmez. Çünkü toplum tarafından yargılanır. Ancak bilmek ve yapmak arasında büyük bir fark vardır. Bilmek bir durum iken eyleme dökmek başka bir durumdur. Eylemi ‘tercih etmek’ ise bambaşka bir durumdur. Bilmek ve yapmak arasındaki karar surecini ifade eden bu kavram ise bir nevi seçmek demektir. Nasıl davranılması gerektiğini bir sosyopat, bir zanlı ve şiddete meyilli bireyler de bilir. Hatta “iyi hal” den yararlanmak adına iyi bir duruş sergileyebilir, iyi bir insan gibi davranabilir, hâkim karşısında iyi bir izlenim yaratabilir. Bu riyakar davranışın özünde bir amaç vardır, tercih değil. Romanın ana fikrini oluşturan da bu tercih etmek ve mahkûm kılınmak arasındaki iki uçurumdur. Günlük hayatta da işler benzer şekildedir. Bizden önce belirlenmiş bazı kurallar söz konusudur. Şüphesiz, toplum içinde yaşayabilmek için bunlardan bazılarına ‘uyum’ sağlanmalıdır fakat otomatik bir şekilde hepsine uyum sağlamak bireyi iyi bir insan yapmaz. Kişi, gerekli muhakemeyi kendi inanç ve aklı doğrultusunda yaptıktan sonra eylemi tercih etmelidir. Gözden geçirme ve karar verme sureci belki de Ludovico yöntemindeki gibi acı verici olabilir ancak gerçekliği mümkün kılar. Altta yatan motivasyon bir imge veya cezalandırmadan kaynaklanan bir korku, bir ödülü kazanma arzusu ya da onaylanma olduğu sürece sahte olacaktır. Bu güçler tarafından kontrol edildiğini hissetmediği her an başka şekilde davranacaktır. Ek olarak; bu korku, arzu, onaylanma gibi bir amaca hizmet eden motivasyonlar görünmez bir zincir ile kişiyi kendine bağlayacak ve sürükleyecektir.

Sonuç olarak, mecbur olduğumuz için yaptıklarımız bazen yapmayı tercih ettiğimiz şeylerle aynı eylemi doğursa da aynı şey değildir. Bu belki de şu anlama gelmektedir; birilerinin dayattığı doğruları yapmaya mecbur kılındığımız zaman değil, kendi seçimlerimizden oluşan doğruları hayata geçirdiğimiz zaman benliğimizi yaşarız. Çünkü karakterimizi besleyen şey, seçme şansıdır.

Kendinizi, seçtiğiniz yaşamla var etmeniz dileğiyle…

Keyifli Okumalar Sevgili Okur…


Bu içeriği paylaş:


Bir yorum yapın (Lütfen önce oturum açın.)