Pandemilerin Küresel Etkileri ve Psikososyal Sonuçları (COVID-19)

Virüs kavramı, herkes tarafından biyolojik bir kavram olarak bilinse de sağlık, sosyal çevre, teknoloji alanları vb. gibi birçok alanda karşımıza çıkmaktadır (Kurt, 2003). Virüs, canlı olmayan ancak canlılığın her an için mevcut olduğu varlıklardır. Diğer bir ifadeyle hücre içi parazitlerdir. Bölünerek çoğalamadıkları için de konak hücreleri kullanarak çoğalırlar (Kurt, 2003).

Virüslerin ilk olarak araştırılmaya başlandığı 19.yy’da yıllar 1886’yı gösterdiğinde ilk virüsün ön keşfi gerçekleşti. 1886 yılında Alman kimyager Adolf Eduard Mayer, tütün bitkisini etkileyen hastalığı araştırırken hasta bitkilerden elde ettiği bitki özsuyunu, sağlıklı yaşam formu olan bitkilere enjekte etmesiyle hastalığın bulaşıcılığını kanıtlıyordu.

1898 yılında Friedrich Loeffer ve Paul Frosch ilk hayvan virüsü olan “Şap Hastalığı” virüsünü buldular. Şap hastalığı, çift tırnaklı hayvanlarda görülen akut ve bulaşıcı viral bir hastalık türüdür (Kızıl, 2008). Ancak bunun öncesinde yaşanmış olan vakalar, virüs olarak henüz nitelendirilmemişti. Teknolojik imkânların gelişmesiyle birlikte yakın tarihlerde tanılar koyulmuş ve tanımlamalar yapılmıştır.

Dünya tarihine dönüp baktığımızda salgınlar ve veba sonucu ölen insan sayısı oldukça fazladır. Veba, ateşli bir hastalık olmakla beraber fare ve kemirgen diğer hayvanların üzerinde bulunan pireler aracılığı ile insanlara geçer. Pireler yerleştikleri yüzeydeki kanı emerek mikrobu bulaştırırlar (Turna, 2011).Veba dolaysıyla ölen insanların yıkanması ve eşyalarının kullanılıp kullanılmaması da yayılmasında etkilidir (Pancaz, 2011). Veba, insan nüfusunun fazla olduğunu coğrafyalarda sık sık görülen bir hastalıktır (Turna, 2011). Dönemsel olarak yaz aylarında hızlı bir şekilde yayılabilirken, kış aylarında ise yayılım hızı düşmektedir (Ayar & Kılıç, 2017). 

Bahsettiğimiz vebalardan biri 541-542 yılları arasında Bizans İmparatorluğu ve çevresindeki liman imparatorluklarını etkileyen “Justinyen Veba Salgını” olarak isimlendirilmektedir. Salgının bu kadar etkili olması ise ilk olarak 25 milyon insanın ölümü ile sonuçlanan salgının artçı olarak devam etmesidir. 200 yıllık süreç içinde tekrarlayan bir vaka olarak karşımıza çıkmaktadır. 200 yıl boyunca etkisini hissettiren Justinyen Vebas Salgını toplamda 75-100 milyon insanın ölümü ile sonuçlanmıştır (Çalışkan, 2019).

14.yy’da ticaret yollarının ortaya çıkması ve fetihlerin artmasıyla beraber Kara Vebanın yayılması için uygun ortam oluşmuştu (White, 2013). Bu etkenlerle beraber dünyanın her tarafına yayılması kısa bir süreç alsa da etkisi oldukça uzun yıllar sürdü (Çalışkan, 2019). Toplumları yok eden, aynı zamanda var olan düzenin yeniden yapılanmasını sağlayan sarsıcı bir etkiydi bu. 200 yılı aşkın bir süre etkisini devam ettirmesi bir yana beraberinde götürdüğü onlarca yaşam ve var olan toplumsal düzenler, getirdiği yeni düzen karşısında oldukça fazlaydı. Öyle ki dünya genelinde ölen insan sayısı 100 milyonu bulmuştu. Osmanlı Devleti de bundan nasibini alan imparatorluklardan birisi oldu ve ilk kez 1938 yılında resmi bir karantina meclisi kurulmasına karar verdi (Sarıyıldız, 2014).

Bakıldığı zaman uzun süreçlerin ardından gelen yeni salgınlar mevcut. Bu bilgiler ışığında görülen somut değerler, toplumsal salgınların tekrar tekrar ortaya çıktığını göstermektedir. 19. yy. başlarında ise dünya yeni bir salgın ile karşı karşıya kalıyordu; Kolera!

Kolera, hasta olan kişilerin dışkılarının içme sularına karışması sonucu ortaya çıkan bulaşıcı bir hastalıktır. Kolera sistemsel eksiği olan yerlerde, havasız, karanlık ve nemli bölgelerde daha hızlı yayılabilmektedir (Çalışkan, 2019). Kolera ilk kez Hindistan/Bengal’de görüldükten sonra hızlı bir şekilde dünyaya yayıldı (Ak, 2011). Öyle ki devletler bundan önce yaşanmış olan salgınlardan daha hızlı ve sıkı tedbirler almaya başladı. Sultan Abdülaziz döneminde bu salgın karşısında başarı gösterenlere kolera madalyası verildi (Çalışkan, 2019).

Yakın dönemlere doğru gelecek olursak 21.yy’ın hemen başında dünya bir başka virüs ile karşı karşıya kaldı: Sars-Corona Virüsü (SARS-CoV). 

Sars virüsü ilk kez 2003 yılında Şubat ayında Çin’de görüldü. Şiddetli akut solunum yetmezliğine sebebiyet veren virüs, Alfa-Beta korona virüs cinslerinde yer almaktadır. Hayvanlardan insanlara geçen bulaşıcı bir hastalıktır.  SARS-CoV için dünya genelinde toplam 37 ülkede 8500 vaka bildirilmiş, ölen kişi sayısı ise 800 olarak kayıtlara geçmiştir (Yücel & Görmez, 2019).

Bir başka salgın ise “Kuş Gribi” olmuştur. İlk kez 1961 yılında Güney Afrika’da izole edilmiş olsa da ilk tanı 1878 yılında İtalya’da ortaya çıkmıştır. Daha çok hayvandan hayvana geçtiği bilinmektedir. Ancak 1997 yılında Hong Kong, 2003 yılında ise Hollanda’da  insandan insana bulaştığı DSÖ tarafından açıklanmıştır (Acar & Beşirbellioğlu, 2005). Kuş Gribi yaşanan dönemde dünya genelinde oldukça fazla hayvan itlaf edilmiştir. GATA Enfeksiyon Hastalıkları Ve Klinik tarafından yayınlanan makalede ABD’nin bu olay sırasında 65 milyon dolar değerinde 17 milyon kanatlı hayvanı itlaf ettiği bilgisi yer almaktadır (Acar & Beşirbellioğlu, 2005).

İlk olarak 1976 yılında tespit edilen Ebola, 2014-2017 yılları arasında Batı Afrika’yı etkisi altına alan bir başka salgındır. Filovirüs koluna ait bir RNA virüsü olarak bilinmektedir. (Pullukçu, 2015) Ebola, öldürme oranı oldukça yüksek bir hastalıktır. 2014 yılı itibarıyla DSÖ tarafından 2698 vaka, 1428’de ölü sayısı bildirilmiştir.

İnsanlarda Görülen İnfluenza Nedir, Türleri Nelerdir?

İnfluenza, tarihte ilk defa M.Ö. 412 yılında Hipokrat tarafından tanımlanmıştır. İlk influenza pandemisinin 1580 yılında görüldüğün belirtilmektedir. Tarihteki ile tanısının ardından günümüze kadar 31 ayrı olası influenza pandemisi tespit edilmiştir (Şanlı, 2010). 1940 yılında yapılan geniş çaplı araştırmalar ilk influenza aşısının bulunmasına ve 1941 yılında Hirst virüsünün Hemaglutinasyon özelliğinin tanımlanmasına olanak sağlamıştır (Şanlı, 2010). 

Epidemi ve pandemilerin hangi süre zarfında ortaya çıkacağına dair fikirler yürütülebilir; örneğin kalabalık insan ve hayvan gruplarının birlikte yaşadığı toplumlar buna örnek gösterilebilir. 1957 Asya ve 1968 Hong Kong pandemileri bunu destekler nitelikteki olaylardandır (Temel, 2018).

İnsanlar üzerinde görülen influenza türleri vardır. Bunların ölüm oranı, bulaşıcılık oranı, kitlesel etki ve yayılma çemberi oldukça önemlidir. Bireylerde kalıtsal izler bırakabilen, bağışıklık geliştirilmesi mümkün olmayan gripler de vardır ancak bağışıklık geliştirilebilen ve hastalığın geçiş sürecinde kalıtsal ya da fiziksel bir hasar bırakmayan türleri de vardır.

İnfluenza virüslerinin kendi arasında üç tipi mevcuttur; A, B ve C. Bu gruplar arasında insanlar üzerinde en sık görülen grip enfeksiyonu İnfluenza A virüsüdür. İnfluenza B ve C virüsü, insanlarda yalnızca enfeksiyona neden olmaktadır.  Bunlara kıyasla İnfluenza A virüsünün konak alanı oldukça geniştir. İnfluenza A grubunun konak yelpazesinde kuş grubu üyeleri, domuzları, atları, memeli deniz hayvanı olan balinayı vb. diğer hayvanları saymamız mümkündür (Şanlı, 2010).

Kaynakça

Acar, A, & Beşirbellioğlu, B. (2005). Kuş Gribi (Avian İnfluenza). TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni Dergisi, 345-353.

Ak, M. (2011). 19. Yüzyılda Antalya’da Kolera Salgını. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 4(17), 255-265.

Ayar, M, & Kılıç, Y. (2017). Osmanlı’da Vebanın Sona Erişine Dair Bir Bilgilendirme. Türk Dünyası İncelemeri Dergisi, 163-181.

Çalışkan, A. (2019). XIX. yüzyılda Maraş’ta Salgın Hastalıklar ve Salgın Hastalıklara Karşı Alınan Önlemler. Mersin: Mer-Ak Yayınları.

Pancaz, D. (2011). Osmanlı İmparatorluğu’nda Veba (1700-1850). (S. Yılmaz, Çev.) İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Pullukçu, H. (2015). Ebola Virüsü Hastalığı (Ebola Hemorajik Ateşi). Türkiye Klinikleri Dergisi, 4-70.

Sarıyıldız, G. (2014). Karantina meclisinin kuruluşu ve faaliyetleri. Belleten Dergisi, 58(222), 329-

Kızıl, S, & Alkan, M. (2008). Şap Hastalığının Ülke Ekonomisine ve Gıda Ticaretine Olan Etkileri. AB Veteriner Hekim Platformu Dergisi, 1-6.

Şanlı, K. (2010). İnfluenza Virüsü ve Domuz Gribi. JJOP Dergisi, 4-12.

Temel, M. (2018). Dünyanın Gelmiş Geçmiş En Büyük Katili 1918 ‘İspanyol Gribi’. İstanbul: Betim Kitaplığı.

Turna, N. (2011). İstanbul’un Veba İle İmtihanı:1811- 1812 Veba Salgını Bağlamında Toplum ve Ekonomi. Studies of the Ottoman Domain, 1(1), 1-36.

White, S. (2013). Osmanlı’da İsyan İklimi Erken Modern Dönemde Celali İsyanları (1 b.). (N. Huseyni, Çev.) İstanbul: Alfa Yayınları.

Yücel, B., & Görmez, A. (2019). Sars-Corona Virüsüne Genel Bakış. Türkiye Teknoloji ve Uygulamalı Bilimler Dergisi, 32-39.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on pinterest
Pinterest
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on email
Email

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Editör Girişi