Okunuyor:
Pozitif Psikoloji, Sağlık Davranışını Yordayabilir Mi?
Paylaş:
Image

Pozitif Psikoloji, Sağlık Davranışını Yordayabilir Mi?

Avatar
Yazar: Zirve Paşa
2 yıl önce

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 1974 yılında sağlığı; sadece hastalık veya sakatlığın olmayışı değil aynı zamanda da fiziksel, ruhsal, sosyal yönden tam bir iyilik hali şeklinde tanımlamıştır. Günümüz sağlık anlayışı; birey, aile ve toplumun sağlığını koruyan, sürdüren ve geliştiren sağlık merkezli bakım yaklaşımını öngörmektedir. Bu anlayış; bireyin iyilik halini koruyacak, sürdürecek ve geliştirecek davranışlar kazanması ve kendi sağlığı ile ilgili doğru kararlar almasını sağlamak üzerine dayandırılmıştır (Ayaz, Tezcan ve Akıncı 2005; Edelman ve Mandle 1998). Bu tanım ve değerlendirme ile aşağıda geniş açıklaması yapılan pozitif psikolojinin açılımında görüleceği gibi bir paralellik ve benzerlik göze çarpmaktadır.

Pozitif psikolojinin öncülerinden olan Seligman ve Csikszentmihalyi çalışmalarında pozitif psikolojiyi; bireylerin pozitif özelliklerinin geliştirilmesine, pozitif deneyimler yaşamalarına ve öznel iyi oluşlarını artırıcı programlar aracılığı ile onların ruh sağlıklarının korunmasına odaklanan bir disiplin olarak açıklamışlardır (akt., Karaırmak ve ark., 2011). Pozitif psikoloji; psikolojinin başından beri genel yapısı itibariyle hastalıklar, hatalar, anomaliler üzerinden ilerlemesinden farklı olarak gelişmiştir. Yani psikolojinin geniş bir kısmı ‘neyin yanlış olduğu’ sorusuna yanıt arayıp bu doğrultuda ilerleme kaydederken, pozitif psikoloji ‘nelerin hayatı daha doyurucu hale getirdiği’ sorusu ile ilgilenmektedir. Bir nevi hayatı yaşamaya değer kılan, doyuma ulaştıracak şeylerin araştırılmasıdır. Konuyla ilgili hipotezlerin bilimsel araştırmalarını yapmak ile ilgilenir. Peki, hastalıklardan ve patolojik boyutlardan, kişisel iyi olmayışlardan ziyade iyi oluşlarla, nelerin hayatı doyurucu hale getirdiği veya neleri iyi yapabildiğimiz konularına odaklanan pozitif psikoloji, bireyleri sağlık davranışını geliştirmeye ya da değiştirmeye teşvik edebilir mi?

Geleneksel psikolojinin yerini almaktan ziyade, onun tamamlayıcı özelliği olma amacını taşıyan bu disiplinin fizyolojik ve psikolojik sağlık davranışını değiştirmek ya da geliştirmek yönüne bir katkısı var mıdır?

Pozitif psikoloji, kötüye giden durumları incelemeye karşı değildir. Ancak bunu yaparken gözden kaçırılan bazı noktaları dikkate almak konusunda hassasiyet gösterilmesi gerektiği fikrinde ısrar ediyor. Buna paralel olarak gücün de, en az zayıflıklar kadar önemli olduğunu gösteren çalışmaları ortaya koyan bir bilim dalı haline geliyor.

Pozitif psikolojinin ilgi alanlarından biri ‘iyi oluş halini artırmak’tır. İyi oluş halini, pozitif psikolojinin kurucularından biri olan


Martin Seligman beş madde ile açıklamaktadır:

-İyi Duygular

-Yaşama Bağlılık

-İlişkiler

-Hayatın Anlamı

-Başarılar


İyi oluş halini arttırmak ile ilgilenen her bireyin öncelikle yoğunlaşacağı konulardan biri sağlık olacaktır. Çünkü kendini hasta, bitkin ya da fiziksel bakımdan rahatsız hisseden birey muhtemelen iyi hissetmekten uzak olacaktır. İyi hissetme durumuna geçmek için sağlıklı olmak adına adımlar atmaya yönelecektir. Benzer şekilde hareketsizliğin ve sağlık davranışından uzak oluşun depresif bir boyuta sürüklenmeye sebebiyet verdiği görülmüştür.

Bir diğer ilgilenilen terim olan farkındalık (mindfullness), bilinçli olarak dikkati o anki deneyime yoğunlaştırmayı ifade eder. Deneyimin anda kalarak düşüncelere, duygulara ve etrafa olan odaklanmış biçimde gerçekleşmesidir. Anda ve orada yaşayabilmektir. Stres, kaygı, depresyon ve kronik ağrıyı azaltmak gibi faydaları vardır. Bu durum da bireyin psikolojik ve fizyolojik korumayla ilişkilidir.

Bilimsel bir disiplin olan pozitif psikolojinin birçok konuda araştırma çalışmaları yapması sonucu bazı noktalara vurgu yapılmış. Yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan ve önemli olan vurgulardan biri doyuma giden yolda çaba göstermenin gerekliliğinin vurgusudur. Mutluluk ve doyum hali deneyiminin kısa bir yolu olmadığı, kendiliğinden gerçekleşmesi ile değil, üzerinde çalışılması ve çabanın sarf edilmesi sonucu gerçekleşebileceği sonucuna varılmıştır. Bu sonucun en önemli özelliklerinden biri, öğrenilmiş çaresizliği reddetmesidir. Öğrenilmiş çaresizlik; bireyin kontrol algısının dış güçler tarafından yönetildiği algısını yansıtırken pozitif psikoloji, sarf edilen çaba doğrultusunda değişim ve gelişim kaydedileceği konusunda baskın görüşlere sahiptir. Bu baskın görüşler, öğrenilmiş çaresizliğin zıttı olan pozitif psikolojinin alana kazandırdığı öğrenilmiş iyimserlik kavramının ortaya çıkmasına sebep oluyor. Dış güç; genetik bir yatkınlık, sosyal çevre, toplum, yaşanılan kültür, kişinin inandığı bir güç tarafından cezalandırıldığına ya da ödüllendirildiğine dair inancı veya kişinin kendi iradesi ve seçimi dışında gerçekleştiğine inandığı herhangi bir etken olabilir.

Pozitif psikolojide benimsenen ve özellikle uygulamaya sokulması, günlük oturmuş rutine uyarlanması beklenen bir diğer unsur ‘dikkat etmek’ tir. En çok dikkat edilmesi gereken ve birbirleriyle ilişki içerisinde olan en önemli alanlar sırasıyla; düşünceler, kelimeler,yapılanlar (davranışlar), alışkanlıklar ve karakter şeklindedir. Bu sıra niçin önemlidir?

-Düşüncelere dikkat edilmelidir çünkü düşünceler sözlere ve kelimelere dönüşür.

-Kelimelere dikkat edilmelidir çünkü kelimeler yapılanlara dönüşür.

-Yapılanlara, davranışlara dikkat edilmelidir çünkü davranışlar alışkanlıklara dönüşür.

-Alışkanlıklara dikkat edilmelidir çünkü alışkanlıklar zamanla kişinin karakteri haline dönüşür ve karakter kişinin geleceğini oluşturur.

Aile üyelerini erken bir zamanda çeşitli sebeplerle kaybetmiş bir bireyi ele alalım ve dış kontrol odağı, iç kontrol odağına göre daha fazla gelişmiş bu kişinin, kendi ölümünün ne yaparsa yapsın erken geleceğini düşünmeye meyilli olduğunu varsayalım. Sözü edilen kişi, kendisi ve sağlığı için uygun olmayan sağlıksız davranışlarda bulunmakta ve hastalık riskini arttıracak tutumlar sergilemekte olsun. Obezite veya türevi bir bozukluğa neden olabilecek derecede kimyasal ağırlıklı ve hazır gıdalar tüketmek gibi bir beslenme biçimi onu rahatsız etmeyecektir. Madde kullanımının azaltmasını gerektirecek bir durum ya da bu durumdan sağlayacağı bir kazanç mevcut değildir. Spor yapıp kendi bedenine yatırım yapmaya yarayacak aktivitelerde bulunma yoluna girmeye gerek yoktur. Nasıl olsa ne yaparsa yapsın erken ölecektir. Bu noktada, pozitif psikolojinin öğrenilmiş çaresizliğe tepki olarak sunduğu öğrenilmiş iyimserlik devreye girerse durum bambaşka olabilir. Kişi, kendi yaşamı hakkında söz sahibi olduğu bilincine varır. Düşüncesi ile başlayan bu değişim zamanla kelimelerine, davranışlarına, alışkanlıklarına, karakterine ve son olarak yaşamına yansıyacak bir dönüşümü meydana getirecektir. Yaşadığı doyumsuz, umutsuz, haz alınmayan yaşama dair başka türlü bir seçme yetkisi ile karşılaşacaktır. Belki de bu yeni değişim, sağlıksız davranışlar sonucu karşılaşacağı riskleri en aza indirecektir. Sağlıklı, uyumlu, aktif ve doyumlu bir yaşamın kapıları aralanacaktır.

Pozitif psikolojinin, sahip olduğu temel prensiplerin ele alınması ile sağlık alanında eğitim-öğretim ya da herhangi başka bir yolla topluma uygulanması sağlanırsa olabilecek üç madde üzerine bakacak olursak:

-Bireyleri ve toplumları sahip oldukları güçler üzerinde aktif olabilmeye cesaretlendirmek

-İyi olmanın temelleri ve iyi oldukları ya da olabilecekleri özelliklerin üzerinde durmak

-Hayatı yaşamaya değer kılan daha anlamlı şeyler üzerinde daha fazla durulup zaman ve enerji harcanmasının o doğrultuda yönlendirilmesine teşvik edilmesi

Bireylerin ve toplulukların hayat doyumu ve stabil şekilde sağlıklı olabilmenin ötesinde, mutlu bir farkındalık yaratımına sahip olabilecekleri öngörülmektedir.

Yıkıcı, uyumsal olmayan, anormal davranışların; normal davranışların seviyesine dönüştürülebilmesi konusunda büyük emek harcayan geleneksel psikolojiden farklı olarak, normal yaşamın daha yüksek kaliteye dönüştürülebilmesine odaklanan pozitif psikoloji, geleneksel psikolojiden bağımsız değildir. Tamamlayıcı bir niteliğe sahiptir.

Zayıf yönlerle baş edebilmek kadar güçlü yanların kullanımına ve nasıl kullanılabileceği ile ilgili çalışmalar yürütmek birçok avantaja sahiptir. Örneğin, nasıl daha çabuk toparlanılabileceği konusunda iyi yönleri tanımak etkili olabilir. Ayrıca, mücadele etmekten çok; yaşama daha iyi uyum sağlama, yaşam anlamı gibi konulara odaklanma kişiyi kaçınılmaz bir sonuç olan yaşamdan doyum alabilmenin hazzına yöneltmektedir. Bu, yukarıda geçen düşünceden başlayıp karaktere dönüşen sistemi yaşam biçimi haline getirerek mümkün olabilmektedir.

Sağlıklı olabilmek, bireyin iyi kalitede bir yaşam ve bu yaşamı idame ederken yüksek bir doyum elde etmesinin başlıca anahtarlarındandır. Bir insan elbette ki sağlıklı olduğu takdirde doyum alacağı, iyi kalitede bir yaşam sürme garantisine sahip değildir. Ancak basit bir soğuk algınlığında bile yatağa düşmesi sonucu büyük oranda doyumsuz, huzursuz ve tat alamaz hale gelebilmektedir. Ayrıca, bedensel hastalıkların depresyon başta olmak üzere fiziksel becerilerin, bilişsel yetilerin, aile ve iş ortamındaki bazı rollerin ve cinsel işlevlerin kaybı gibi çok sayıda kayıp ile sonuçlanabileceği birçok araştırma ile bulgulanmıştır (Baydoğan ve Dağ, 2008). Doyum sağlama, iyi oluş, iyi hissetmek ve sağlık arasında gerek doğrudan, gerek ise dolaylı olarak bir ilişki söz konusudur.

Hayat, öğrenilmiş çaresizliğin prangalarından sıyrılıp irade ve öğrenilmiş iyimserlik ile bütünleşince, kendi yaşamımızın renklerini kendimizin seçme imkânı olduğumuzun farkındalığına erişmemizi sağlıyor. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmek için yapabileceğimiz en iyi yatırım kendimizizdir.

 

KAYNAKLAR

Ayaz S., Akıncı F., & Tezcan S. (2005). Hemşirelik yüksekokulu öğrencilerinin sağlığı geliştirme davranışları.      Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu Dergisi, 9(2): 26-34.

Baydoğan, M., & Dağ, İ. (2008). Hemodiyaliz hastalarındaki depresiflik düzeyinin yordanmasında kontrol             odağı, öğrenilmiş güçlülük ve sosyotropi-otonomi. Türk Psikiyatri Dergisi19(1).

Burger, J.M. (2006). Kişilik. (2.baskı). İstanbul: Kaknüs Yayınları.

Plotnik, R. (2009). Psikolojiye Giriş. (1.baskı). İstanbul: Kaknüs Yayınları.




Bu içeriği paylaş:


Bir yorum yapın (Lütfen önce oturum açın.)