Psikopress Yapımı Sihirli Değnek: Arayış

Merakıma yenik düştüğüm günlerden birindeyim, bu sabahta sözünü ettiğin o yabancıyla aynı bedende uyandın mı?

Defalarca kendini terk etmeye çalıştın, haklısın insan ait hissetmediği hiçbir yerde olmamalı: kendinde bile. Peki, sen nereye aitsin, varlığını neye borçlusun, arayışın nerede son bulacak, sen kimsin?

Okumaya devam et lütfen, sana bir efsaneden söz edeceğim:

Rivayete göre kuşlar varlığına, bilgeliğine, gücüne ve güzelliğine inandıkları; ancak hiç görmedikleri efendilerini aramaya karar verirler. Almış oldukları bu karar zorlu bir yolculuğun da başlangıcıdır aynı zamanda. Zira kuşların efendisi olarak bilinen Simurg, Kaf Dağı’nda her ağacın tohumunu barındıran Tuba ağacında yaşar ve oraya ulaşmak için istek, aşk, cehalet, inançsızlık, yalnızlık, dedikodu ve ben isimli yedi vadiyi aşmak gerekir. Tüm zorluklara rağmen efendilerini bulmak isteyen bütün kuşlar toplanır ve yolculuk başlar. Daha yolculuğun başında yorulanlar, inancını kaybedip geri dönenler, tüyleri zarar görecek diye vazgeçenler olmuştur. Yolculuk boyunca tahmin ettiklerinden daha fazla engelle karşılaşan kuşlardan kimi arzuların sonsuz olduğu istek vadisinde kimi her şeyin bilindiğine inanılan cehalet vadisinde kimi ise gözlerin sisle kaplandığı aşk vadisinde kaybolmuştur. Geriye yalnızca otuz kuş kalır. Yedi vadiyi aşıp yolculuğu tamamlayan bu otuz kuş, Kaf Dağı’na ulaştıklarında Simurg diye bir kuşun olmadığını görürler. Halbuki efsanenin sırrı başkadır. Simurg Farsçada otuz kuş demektir, yani her kuş zaten kendisinin efendisidir. Bir efendi arayışı değildir bu yolculuk, benlik arayışıdır.

İşte Simurg Efsanesi…

Ne dersin kuş misaliyizdir belki de. Sorsak her birimiz arayış içindeyiz: mutluluk arayışı, değişim arayışı, aidiyet arayışı, benlik arayışı… Kendi benliğimizi bedenimizin, düşüncelerimizin, duygularımızın neresine hapsettik ve kendimiz dışında nerelerde arıyoruz kim bilir. Ne kadar farkındaysak o kadar var edebiliyoruz kendimizi. Öyle bir akışı var ki yaşamın unutturuyor bize bizi. Ne zaman ki ihtiyacımız oldu, ne zaman ki kaybolmuş hissettik başlıyoruz en son nereye koyduğumuzu unuttuğumuz benliğimizi aramaya. Bazen de bir başkasının gölgesine öyle yerleşmiş oluyoruz ki arayışa gerek dahi duymuyoruz.

Halbuki varlığın özüne ulaştıkça değer kazanır yaşam. Kendi sesini duyuyor olmak azaltır yalnızlığını. Okuduğun kitaplarda denk gelirsin kaybolmuş kahramanların benlik yolculuklarına. Bir başkasından önce sen sorarsın bugün nasıl olduğunu. Arayışın sonunda kavuştuğun benliğin, varoluşunu daha da anlamlandırır.

Lakin benliğini aramak için çok cüretkar olmayabilirsin ama kendini var etmek istiyorsan da ürkeklik fayda sağlamaz. Bu arayışın senin için ne kadar anlamlı olduğuna inanmak istiyorsan bilincini kurcalamakla başlayabilirsin. Yanına aldığın sorular, düşünceler, duygular ve değerler -kısacası yolculuğuna eşlik eden her şey- yalnızca bir pusuladır. Kayıplar yaşayabilirsin, düşüncelerinde kaybolmuşlara rastlayabilirsin, duygusal benliğini tozlar içinde görmek seni kaygılandırabilir. Olgunlaşmış duygularla karşılaşabileceğin gibi hala çocuk olan umutlara da büyümesi için izin vermelisin. Duygu ve düşüncelerini deşerken rastladığın o savaş meydanında, ayakta kalmak için çırpındığını gördüğün şey özsaygın olabilir ve yine o savaş meydanında özsaygını yok etmeye çalışan ordunun; sana ait hatalı düşüncelerden, kendine duyduğun öfkeden ve çevrendeki insanların söylediklerinden oluşmuş olduğunu görebilirsin. Bu seni ürkütmesin kaybettiğin benliğini bulmak için çıkmamış mıydık bu yolculuğa zaten?

Bir dahaki sihirli değnekte buluşuncaya dek sen biraz düşün bu yolculuğu sevgili okur.

                                       Keyifli okumalar

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on pinterest
Pinterest
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on email
Email

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Editör Girişi