Psikoröportaj: Klinik Psikolog Doç. Dr. İlkiz Altınoğlu Dikmeer

PsikoPress’in yeni formatı PsikoRöportaj ile alanında uzman psikologların cevaplandıracağı soruların olduğu röportaj serimizin ilk kısmına hoş geldiniz. Bu röportajımızı; 20 yıldan fazla süre hastanelerde çocuk ve ergen psikiyatrisi kliniklerinde ve yaklaşık 10 yıl da akademisyen olarak çalışmış, Türk Psikologlar Derneği Genel Başkan Yardımcısı olan ve TPD’de meslektaşlara hizmet içi eğitimler veren, Birleşmiş Milletler Yüksek Mülteci Komiserliği’nde mülteci çocuklarla ilgili danışmanlık yapmış ve şu anda özel bir merkezde danışanlarla çalışan sevgili Klinik Psikolog Doç. Dr. İlkiz Altınoğlu Dikmeer ile yaptık. Merakla sorduğumuz sorulara aldığımız tecrübeli cevapların sizlerin de hoşuna gideceğini ve belki de bu alanda uzmanlaşmayı düşünen psikoloji öğrencilerine yol göstereceğini ümit ediyoruz. O zaman başlayalım!

PsikoPress merakla sorar:

Çocuk ve ergen alanında uzmanlaşmanızın nedeni nedir?

Çocuklarla çalışmayı seviyorum. Ergenlerin dünyası, meydan okuyan tarzları, gelişime açık yanları hoşuma gidiyor. Erişkinlerle çalışırken tarafsız olmanız gerekiyor. Çocuklarla ise hiç öyle bir durum yok; gayet de tarafım. Anne, baba, çocuk karşısında her zaman çocuğun tarafında oluyorum. Tabii bu anne ve babayı karşıma aldığım anlamına gelmiyor. Çocuğun iyi halini gözetme, çocuğa destek olma anlamında bir taraflıktan bahsediyorum.

Çocukların dünyası beni çok etkiliyor. 30 yıldır bu işi yapıyorum ve hala bir çocuğun bir cümlesinden, bir cevabından etkilenip şaşırabiliyorum. Bana da iyi geliyor.

Erişkinlere göre çocuklarla iletişim kurmak daha mı zor?

Bana daha kolay geliyor.

Bu sonradan, çocuklarla beraber çalıştıkça mı kolaylaştı? Yoksa en başından beri çocuklarla iyi bir iletişiminiz mi vardı?

Belki de ikinci söylediğin. Çünkü kendimi ergenliğimde de hatırlıyorum. Akrabalarım çocuklarını bana bırakırlardı; çünkü onlarla oynamayı çok severdim. Benden küçüklerle oynamayı, onları oynatmayı, onlarla birlikte yerlerde yuvarlanıp arabacılık oynamayı hep sevdim. Üniversitedeyken bile 5-6 yaşındaki çocuklarla oynardım. Bu kolaylık, oradan geliyor olsa gerek.

Çok zorlandığınız bir vaka oldu mu?

Çok var. Özellikle istismar vakaları zorluyor beni. Onlara çok takılıyorum. Çalıştığım kurumda istismar vakalarını dönüşümlü alıyorduk. Her ay bir psikolog sadece o vakalarla çalışıyordu. İşte o aylarda çok huzursuz oluyordum, içim çok daralıyordu.

Peki sizi çok mutlu eden bir vakanızı anlatır mısınız?

Aslında birçok vakam var. Bir sürü çocuğum büyüyor ve yıllar sonra karşılaşıyoruz. Onların gelişmiş, iyi hallerini görmek fazlasıyla mutlu ediyor beni. Ama özel olarak şu anımı anlatabilirim: 15 aylıkken takip etmeye başladığım yüksek işlevli otizm tanısı alan bir çocuğum vardı. Küçücük, daha yürümüyordu bile yani. Kendisini ilkokul bitene kadar takip ettim. Aradan 3-5 sene geçmişti ki aniden randevu istediler. Telaşlandım: “Hayırdır bir şey mi oldu?” dedim. “Valla bilmiyoruz. Beni İlkiz teyzeme götürün, dedi. Başka da bir şey söylemedi” dediler. Onlar da telaş içindeler tabi. Hemen bir randevu ayarladık. O zaman lisedeydi. Bir kıza âşık olmuş ve bunu da çok net olarak adlandıramıyor: “Hep o kızı görmek istiyorum. O kızı gördüğüm zaman böyle çok koşmuşum gibi hissediyorum” diyordu. Aslında gerçekten harika bir tanımlama. “O kızla nasıl konuşacağım? Bunu benim bilmem lazım”. Bunu annesine veya babasına sormamış. Halbuki onlar da yüksek eğitimli, cevap verebilecek insanlar. Onun yerine, “Beni İlkiz teyzeme götürün” demiş. Yıllar sonra otizmli bir ergenin, böyle bir güçlüğünde beni aklına getirmesi bana çok özel gelmişti. Bunun gibi çocuklarımla ilgili bir sürü anım var.

Doktora teziniz ve bir araştırma makaleniz evlat edinilmiş çocuklar ve aileleri üzerine. Bu alanınızla ilgili olarak şu soruyu sormak isteriz: Evlat edinilmiş bir çocuğa bu durum söylenmeli mi? Eğer söylenmeliyse ne zaman ve neden söylenmeli?

Evlat edinilen çocuğa bu kesinlikle söylenmeli. Ne kadar erken söylenirse o kadar iyi. Bu durum çocuğun yaşına uygun cümlelerle söylenmeli. Hep diyoruz ki, en küçük yaştan itibaren anlattığınız hikâyelerde veya olaylarda başkaları tarafından büyütülen çocukların hikâyeleri olsun. Mesela evlerinde veya başkalarının evlerinde kedileri veya köpekleri varsa, bu durum üzerinden çocuğa örnekler verilsin istiyoruz. Misal: “Onu bir başka anne doğurdu. Bir kedi anne doğurdu; ama bak bu anne bakıp büyütüyor” gibi… Dediğim gibi, çocuklara olabildiğince erken yaşta: “Sen benim karnımdan çıkmadın, başka bir annenin karnından çıktın; ama sana bakamayacak durumdaydı. Seni çok seviyordu. Seni, sana çok daha iyi bakabilecek bir aileye vermeye karar vermişti. Bizi buldu veya biz seni bulduk” gibi çocukların hikâyesine göre farklılaşan söylemlerle, mutlaka durumun söylenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çok detayıyla değil. Uyduruyorum: “Senin annen genelevde bir emekçiydi ve sonra da seni doğurunca yuvaya vermiş. Biz de seni oradan aldık” değil… Bunu bilmesine gerek yok, ama belki 18-20 yaşına geldiği zaman bilmesine gerek olabilir.

Peki geç yaşta öğrenenler nasıl tepki veriyorlar?

Doğrusu çok ciddi tepkiler veriyorlar. Örneğin, 13 yaşında tesadüfen öğrenen bir oğlumuz intihar girişiminde bulunmuştu. Benim tez çalışmamda şöyle bir bulgu vardı: Birey evlat edinildiğini ne kadar geç öğrenirse, o kadar psikopatoloji ve davranış problemi görülüyordu.

İlgilendiğiniz alanlardan biri de sığınmacı ve mülteci çocuklar. Bununla ilgili olarak mülteci çocuklarda sıklıkla görülen patolojik durumların neler olduğunu sormak istiyoruz.

Post-travmatik stres bozukluğu, kaygı bozukluğu, depresyon –özellikle ergenlerde-, küçük yaş çocuklarında ayrılma kaygısı, regresif bozukluklar dediğimiz yaşının altında davranışlar sergileme gibi durumlar ortaya çıkabiliyor.

Mülteci çocuklarının gelişiminde diğerlerine göre bir farklılık var mı sizce?

Var. Belki ülkelerindeyken yoktu; ama şimdi, güvenli evlerde yaşamama, çok sık ev/yer değiştirmeye bağlı olarak bağlanma bozuklukları ve en temelinde beslenmeyle ilgili olan kötü koşullarda yaşamanın getirdiği, hastalıkların da sebep olduğu gelişimsel gerilikler oluyor. Tabi beraberindeki erişkinin ruhsal durumundan da olumsuz etkileniyor çocuklar.

Çocuklarla çalışmanın iyi ve zor yanları nelerdir?

İyi yanı yıllar sonra büyümüş, kocaman adam veya kadın olmuş, kendi hayatını kurmuş şekilde karşınıza çıkmaları. Mesela mesleğe yeni başladığım zamanlarda gördüğüm bir ergenim vardı. Düşük sosyoekonomik düzeyli, ama çok zeki bir çocuk olduğu için burslarla kolejlerde okuyan ve dolayısıyla uyum sorunu yaşayan bir çocuktu. Ciddi problemleri vardı. Yıllar sonra karşılaştık, büyük bir bankanın genel müdür yardımcısı olmuş. Havaalanının içinde beni görmüş “İlkiz Hanımm!” diye peşimden geliyor… Bunlar iyi yanları. Zor yanları: onlara bağlanıyorsun, önemsiyorsun, yıllar sonra düşünüyorsun… Diğer bir zor yanı, ailelerle çalışmak zorunda olman. Sen çocuğun tarafısın; ama aileleri bazen karşına almak zorunda kalıyorsun. Ailelere derdini anlatamıyorsun, çocuğun yararına olabilecek bir şeyi yapmadıklarını görüyorsun – görmek zorunda kalıyorsun – bence bunlar zor yanları.

Sorularımız bu kadardı. Röportaj isteğimizi geri çevirmeyerek, sorularımızı cevaplama nezaketi gösterdiğiniz için PsikoPress ekibi olarak teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Ne demek, rica ederim. Ekibinize ve ilgilenip okuyan herkese ben teşekkür ediyor ve başarılar diliyorum.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on pinterest
Pinterest
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on email
Email

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Editör Girişi