Okunuyor:
Sosyal Öğrenmenin Kazein Bağımlılığı Üzerindeki Etkisi
Paylaş:
Image

Sosyal Öğrenmenin Kazein Bağımlılığı Üzerindeki Etkisi

Evrim Atlan
2 yıl önce

Memeli canlılar doğdukları zaman hayatlarını sürdürebilmek için annelerinden süt içerler. Süt, diğer besinlere göre daha çok, hayatı devam ettirme adına önemli olan bir sıvı niteliği taşır (Aslan, 2018). Canlılar için bu denli hayati önem taşıyan bu biyolojik sıvının %80’ini kazeinler, % 20’sini ise serum proteinleri oluşturmaktadır (Gür, Güzel, Öncül, Yıldırım ve Yıldırım, 2010). Sütün içerisinde yer alan kazein proteininin sindirimi yavaştır (Aslan, 2018). Bu yavaş sindirim sonucu vücudumuzda meydana gelmekte olan birtakım durumlar vardır. Bu durumlardan bazılarının, süt içen bireylerin o andan sonra daha kolay uyuması ve bebeklerin, anne sütü veya inek sütü içtikten sonra daha dingin görünmeleri olduğu belirtilmektedir (Semen ve Altıntaş, 2015).

Clare ve Swaisgood (2000) ve Pihlanto-Leppala (2006) çalışmalarında, bu etkinin opioid peptitlerle ilişkili olabileceğini belirtmişlerdir (akt. Semen ve Altıntaş, 2015). Bu peptitler kan dolaşımına karışınca, yatıştırıcı ve analjezik durum yaratır (Semen ve Altıntaş, 2015). Opioidler, beyin ve sinir sisteminin faaliyetlerinde etkili olan opioid reseptörleri vasıtasıyla hareket eden bileşiklerdir (Uçar ve Samur, 2017). Gluten ve kazeinin tam olarak sindirilememesinden oluşan opioid peptitlerin bağırsaktan geçmesi, bağırsak geçirgenliğinin artmasına neden olmaktadır (Uçar ve Samur, 2017). Cubala-Kucharska (2010); Mulloy, Lang, O’Reilly, Sigafoos, Lancioni ve Rispoli (2010); Millward, Ferriter, Calver ve Connel-Jones (2008) yaptıkları araştırmaların sonucunda, bu geçirgenliğin artmasının opioid peptitlerin kan dolaşımına girmesine ve kan-beyin bariyerine geçmesine neden olduğu için, bu durumun merkezi sinir sisteminde bozulmalara neden olduğunu belirtmişlerdir (akt. Uçar ve Samur, 2017).

Bu bozulmalara çözüm olarak glutensiz ve kazeinsiz diyetin uygulandığı bir çalışmada Uçar ve Samur (2017), otizmli çocukların glutensiz-kazeinsiz diyetlerinin etkilerine bakmışlardır. Aynı çalışmada glutensiz-kazeinsiz diyetin, glüten ve kazein içeren besinlerin diyetten çıkarılmasıyla olduğunu ve bu tür diyetlerin iletişim, dikkat, motor beceriler, öğrenmeye yanıt, kaygı, uyku düzeni ve sinir atakları üzerinde pozitif yönde bir ilerleme gösterdiği belirtilmiştir (Uçar ve Samur, 2017). Birçok araştırma bulgusu, opioid peptitlerin morfin benzeri bir yapıya sahip olduğunu belirtmektedir (akt. Ay ve Şanlı, 2018). Morfin benzeri etkiye sahip olması, bağımlılık yaratabileceği sonucunu doğurur. Dr. Neal Barnard’ın “Peynir Tuzağı” kitabında (2018) yer alan peynir tüketimiyle ilgili bilgilerde, peynirin sindirildiğinde “kazomorfin” adı verilen özel bir kimyasal salgıladığı, bu kimyasalların beyinde eroinin veya morfinin bağlandığı uyuşturucu reseptörlerine bağlandığını belirtmiştir. Reseptörlerdeki bu ilişkide görüldüğü gibi süt ve süt ürünlerinin kazein içermesinden ötürü bir bağımlılık yarattığı gerçeği belirtilmiştir.

Bağımlılığı sadece bu durumların ortaya çıkarmadığını, buna ek olarak sosyal öğrenme ile bireyler; akranları, ebeveynleri ve medya vasıtasıyla tüketimlerini, alışkanlıklarını şekillendirmektedir. Akranlar bazen bir yol gösterici, bazen yönlendiren bir rehber olabiliyorlar. Henson (2003)’a göre, akran işbirlikçi çalışmalarda arkadaşına sorun gidermede yardımcı olabilir, ona model olabilir, ona cesaret verebilir veya gereken durumlarda açıklamalar yaparak özel öğretmenlik gibi rehberlik sağlayabilir (akt. Akyol ve Fer, 2010). Bir başka çalışmada da zayıflamak isteyen kız adölesanların uyguladıkları diyetlerin tekrarlanması, toplumda bazı yeme bozukluklarının oluşabileceği korkusunu göstermektedir (Balkış, 2011). Nowak (1998), adölesanlar üzerinde yaptığı araştırmada zayıflamak isteyen erkeklerin tatlı yiyecekler ve atıştırmalıkları azalttıkları; yoğurt ve düşük yağlı süt gibi yiyecekleri tükettikleri, buna karşılık zayıflamak isteyen kızların diğer kızlara göre süt, et ve çoğu yağlı, şekerli yiyeceği daha az tükettiği belirtilmiştir (akt. Balkış, 2011).

Diğer bir sosyal öğrenme etmeni ebeveynlerdir. Toplulukçu bir kültürde yaşamanın beraberinde getirdiği aile yemeklerinin yaygın olduğu, sabah kahvaltısı gibi öğünlerin birarada yendiği bir toplumun parçasıyız. Geçmişten günümüze kadar Türklerde toplu yemek yeme geleneği vardır (Güler, 2010). Bu durumda ebeveynlerin beslenme biçimleri çocuklara da geçebilmektedir. Ebeveynlerin beslenme konusunda ne derece bilgili oldukları çocukların beslenme alışkanlıklarını etkileyebilir. Cebirbay ve Aktaş (2016) çalışmalarında, ebeveynlerin bilgi düzeylerinin düzenli kahvaltı yapma alışkanlığı ile farklılaşabileceğini bulgulamışlardır. Bir başka çalışma Zarnowiecki ve ark (2011), okulöncesi dönemdeki çocukların anne ve babalarının eğitim seviyesi ile çocukların edindikleri beslenme bilgileri arasında pozitif bir ilişkinin olduğunu belirtmişlerdir (akt. Cebirbay ve Aktaş, 2016). Anliker ve ark. (1990), çocukların sahip oldukları beslenme bilgilerinin anne ve babalarının hangi ürünlere sağlıklı gözüyle baktıkları ve seçtikleri besin çeşitlerine dair çocuklarına verdikleri mesajlarla, bu bilgilenme arasında bir ilişki olduğunu belirtmişlerdir (akt. Cebirbay ve Aktaş, 2016). Gibson ve ark (1998), 9-10 yaş arasındaki çocukların edinmiş oldukları beslenme bilgilerinin, annelerinin bilgileriyle bağlantılı olduğunu belirtmiştir (akt. Cebirbay ve Aktaş, 2016).

 

Ayrıca Türkiye’de uygulanan “Okul Sütü Programı”, süt tüketim alışkanlığının artmasını sağlama amacıyla faaliyet göstermektedir (Altındal, Gül ve Ertan, 2017). Altındal ve ark. (2017)’nın yaptıkları çalışmada ebeveyn tutumuna bakıldığında, okul sütü programında dağıtılan içme sütüne karşı olumlu yaklaşımda bulunanların, çocuklarda süt tüketme alışkanlığı kazandırdığı belirtilmiştir. Bu durum ebeveyn faktörünün, yani anne-babaların beslenme alışkanlıklarına nasıl baktığı ve sistemde olan programları destekleyip desteklememe biçiminin de konuyla yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.

           Diğer bir sosyal öğrenme türü medyadır. Medyanın son dönemde popüler bir kullanım alanında olduğu görülebilir. Medya ve reklamcılığın, tüketici davranışları üzerinde önemli etkilerinin olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Tüketim üzerine yoğunlaşan firmalar, işitsel/görsel medya aracılığıyla insanları güdülemekte ve kampanyalar ile kişinin tutumunu şekillendirebilmektedir (Mahiroğulları, 2005). Bu durumda, reklamda geçen bir slogan veya görüntünün algılayıcı üzerinde etkisinin olduğu sonucuna ulaşılabilir. Sloganların tüketim üzerindeki etkisini araştıran Kalan (2010) gerçekleştirmiş olduğu inceleme çalışmasında, Kinder çikolata reklamlarında yer alan çikolatadaki sütün besleyiciliğinin çocuklara özel olduğu sloganı ile, çocukların söz konusu ürünü yemeye teşvik edildiğini belirtmiştir. Bu türden bir sloganın tüketim tutumları üzerinde etkili olabileceği incelemede öngörülebilir. Yine bir başka çalışma, çocuklardaki beslenme alışkanlıklarının şekillenmesinde yiyecek reklamlarının rol oynadığına işaret etmektedir (Öztürk ve Karayağız, 2007). Caroli ve ark.(2004)’nın yürütmüş olduğu çalışma sonuçlarına göre, 2-6 yaş arasındaki çocukların yeme tercihlerinin şekillenmesinde, yiyecek reklamlarını 10-30 saniye arası izlemeleri bile etkili olabilmektedir (akt., Günlü ve Derin, 2012).

           Sonuç olarak, sosyal öğrenme davranışları ile tüketilen ürünlerin arasında bir ilişki olduğu literatür çalışmalarında da görülmektedir. Süt ve içerdiği kazein proteinin yarattığı bağımlılık durumu arka planda kalmakta; süt tüketimi ise gerek medya, gerekse ebeveyn ve akranlar tarafından teşvik edilmektedir. Süt içme tutumunun oluşmasında etkin faktörün aile olduğu belirtilmektedir (Karagözlü, Karagözlü, Karaca ve Eren, 2005). Grabe, Ward ve Hyde, (2008) medya, aile ve akran faktörlerinin yeme davranışında önemli olduğunu belirtmişlerdir (akt. Kadıoğlu ve Ergün, 2015). Süt bağımlılığı denildiğinde, başta sütün bilinmeyen yönlerinden ötürü garip duran bir cümle gibi algılanabilmektedir. Bu bağımlılığın akran, medya ve ebeveyn faktörleriyle pekiştirilmesi bu tüketimi arttırmaktadır. Konunun literatürde pek fazla yer almamış olması ve firmaların reklamları alıcıyı harekete geçirecek şekilde kullanması da süt ve süt ürünlerinin tüketimini artırmakta, o ürünlere ulaşılmasında kolaylık sağlamaktadır. Akranların popülerleşen yemeklerinin içerisinde süt ürünlerinin yer alması diğer akranları da tüketime itebilmektedir. Örneğin pizza kültürünün yaygınlaşması, kültürel olarak o yemeğe sahip olunmasa bile medya, kolay ulaşılabilirlik ve kazein gibi durumlardan ötürü kişide her defasında tekrar yeme isteğini ortaya çıkarabilmesinden kaynaklanıyor olabilir. Bu duruma bir öneri olarak, tüketicilere sütün bu yönlerinin de aktarılabileceği bilgilendirici reklamlar, kitaplar veya sunumlar sağlanabilir. Unutulmamalıdır ki; her memeli canlının sütü, kendi yavrusu için vardır ve kendi yavrusu için sağlıklıdır.


Kaynaklar: Akyol, S. ve Fer, S. (2010). Sosyal yapılandırmacı öğrenme ortamı tasarımının öğrenenlerin akademik başarılarına ve öğrenmenin kalıcılığına etkisi nedir? International Conference on New Trends in Education and Tehir Implications. İstanbul.

Altındal, G., Gül, M. ve Ertan P. (2017). Okul sütü programına velilerin yaklaşımı: Isparta ili örneği. Türk Tarım Gıda-Bilim ve Teknoloji Dergisi, 5(6), 646-652.

Aslan, R. (2018).Doğal bir antioksidan olarak süt. Ayrıntı Dergisi, 6(64), 33-38.

Ay, C. ve Şanlı, T. (2018). Süt ürünlerinde biyoaktif peptitlerin oluşumu ve fonksiyonel özellikleri. Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 15(1), 115-120.

Balkış, M. (2011). Lise Öğrencilerinin Beslenme Alışkanlıkları, Probiyotik Süt Ürünleri Tüketim Sıklıkları ve Bilgilerinin Belirlenmesi: Kulu örneği. Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya.

Barnard N. (2018). Peynir tuzağı. Yabancı Yayınları. İstanbul.

Cebirbay, M.A. ve Aktaş. N. (2016). Okul öncesi kuramlara devam eden 4-6 yaş grubu çocukların kahvaltı alışkanlıkları ve ebeveynlerinin beslenme bilgilerinin belirlenmesi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi, 3(1), 1-11.

Güler, S. (2010). Türk mutfak kültürü ve yeme alışkanlıkları. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi26, 24-30.

Gür, F. , Güzel, M., Öncül, N., Yıldırım, Z. ve Yıldırım, M. (2010). Süt serum proteinleri ve türevlerinin biyolojik ve fizyolojik aktiviteleri, 8(1), 23-29.

Kadıoğlu, M. ve Ergün, A.(2015). Üniversite öğrencilerinin yeme tutumu, öz-etkililik ve     etkileyen faktörler. Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 5(2), 96-104.

Kalan, Ö. (2010). Reklamlarda çocuğun toplumsal cinsiyet teorisi bağlamında konumlandırılışı: ‘kinder’ reklam filmleri üzerine bir inceleme. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 1(38).

Karagözlü, N. , Karagözlü, C. , Karaca, S. ve Eren, S. (2005). Üniversite öğrencilerinin süt ve ürünleri tüketim alışkanlıkları ve beslenme bilinçleri üzerine bir araştırma. Celal      Bayar Üniversitesi Fen Bilimleri Dergisi, 1(2), 101-108.

Mahiroğulları, A. (2005). Küreselleşmenin kültürel değerler üzerine etkisi. Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, 1275-1288.

Öztürk C. ve Karayağız, G. (2007). Çocuk ve televizyon. Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi, 10(2).

Semen, Z. ve Altıntaş, A. (2015). Sütte biyoaktif peptitler ve biyolojik önemi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Dergisi, 3(4), 76-82

Uçar, K. ve Samur, G. (2017). Otizmin tedavisinde güncel beslenme tedavisi yaklaşımları. Journal of Nutrition and Dietetics, 45(1), 53-60.

Bunları beğenebilirsiniz.

Image

Benlik Saygısı

Benlik, kendimize ait olduğuna inandığımız kesin düşüncelerimiz, kendimizi algılayış biçimimiz ve kişiliğimize yön veren kalıtsal ve çevresel etmenlerin ortak bir ürünüdür.

Image

Ve Kanser Psiko-Onkolojiyi Doğurdu!

İnsan vücudunda bulunan her bir hücre, yaşamı boyunca belirli bir sayıda bölünebilir.

Image

Psikolojik Sözleşme

Psikolojik sözleşme iş dünyasının oluşumundan itibaren varlığını sürdürmüş olsa da teorik olarak söz konusu olması 1960 yılında Argyris tarafından gerçekleştirilmiş ve literatüre katılmıştır.

arrow-up icon